09 Şubat 2010 Salı

Sana gelen yollar…


Günler vardır insanların hayatlarında, özel… Bazen dini, bazen resmi bayramları bekler insanlar hem neşe dolmak, hem sevdikleriyle kucaklaşmak, hem de uzun uzadıya dinlenmek için. Evlilik yıldönümleri vardır insanların hayatlarında, unutulduğunda pahalıya patlayan… Doğum günleri vardır, insanın en sevdikleri ile kutlanan ve merakla hediyeleri açılan… Özel diye tanımlar insanlar bu günleri… Özel, güzel, senede 1 kez kutlanan…

Bir de Beşiktaşlılar vardır hayatın tam ortasında… Onların da herkes gibi özel günleri vardır. Tabi ki bayramları, doğum günleri, yıldönümleri vardır herkes gibi… Ama Beşiktaşlılar’ın özel ve güzel günleri senede 1 defa gelmez… Herkesten farklı olarak, bir gün öncesinde karın bölgesinde gariplikler hissettiği, bir de maç günleri vardır onların., Maç günleri çok özeldir Beşiktaşlılar için… Diğer günlerden farklı uyanılan, farklı kahvaltı edilen ve evden farklı çıkılan bir gündür o gün…

Bir gece önceden başlar…
Maç gününün farklılığı, bir gece önceden kendini hissettirmeye başlar. Gece yatmadan önce, ertesi gün oynanacak maçın kadrosunu kafanda oturtmaya başlarsın. Bir de omuz omuza söylenecek şarkıları mırıldanıyorsundur evinde… Ev ahalisinden çoğu kez sitem dahi duyarsın tezahüratlar konusunda… “Yağmurlu bir günde görmüştüm seni, üstünde çubuklu…” tamamlayamadan dalarsın uykuya. Bu duygularla uyumuş isen, genelde ertesi gün hafta sonudur. Hani şu doyasıya uyumayı planladığın, öğleden sonra yataktan gerile gerile kalkmanın hayallerini kurduğun hafta sonu… Gözünü açarsın, saat 7’yi, bilemedin 8’i biraz geçmiştir. “Biraz daha uyuyayım” dersin ama nafile… Bir sağa, bir sola dönersin, çünkü akşam maç vardır. Bir maç sabahına uyanmışsındır. Rakip bir de ezeli ise, karnında hissettiğin boşluk derinleştikçe derinleşir. Yüksek bir yerden düşüyormuş hissi hat safhadadır ve bir an önce saatlerin geçmesi için “Uffflar, puffflarsın.” Öğlen olmadan telefonlar çalmaya başlar, günlük programlar ve buluşma noktaları belirlenir…

Her maç, yeni bir varıştır…
Mabet, 3 ilçenin kesişme noktasındadır… Beşiktaş’tan, Şişli’den ve Beyoğlu’ndan yürümeye başlayan insanlar, aşağı yukarı aynı sürede varırlar stada… İşte o varma çabasında, O’na doğru ilerlemektedir bütün sır…
O gün İstanbul’un, hatta Türkiye’nin birçok noktasından yola koyulmuştur siyah-beyaz sevdalıları… Yıl içerisinde defalarca tekerrür etse de bu durum, onlar için her maç günü, yepyeni bir varıştır sevgiliye…

Gözün tarihi görmez
Zeytinburnu – Kabataş güzergâhının herhangi bir yerinden binmişsindir tramvaya… Muhtemelen birkaç Beşiktaşlı da görürsün araçta. Uzaktan bir kafa ya da göz selamı ile geçer oturursun bir köşeye. Sur içine girer tramvay. Fındıkzade, Aksaray, Beyazıt, Çemberlitaş, Sultanahmet, Gülhane… Binlerce yıllık tarihin arasından süzülerek ilerlersin O’na doğru. Ama o gün hiç birini gözün görmez… Başka bir gün gözünü alamadığın şaheser mimariler, umurunda bile değildir o gün… Gözün siyah-beyaza boyanmıştır bir kere… Etraflıca düşünüyorsundur Beşiktaş’ın kanat bindirmelerini. İçinden mırıldanmaların devam ediyordur; “Alt taraf, alt taraf, sesin çıksın alt taraf…”. Karaköy, Tophane derken gelmişsindir Kabataş’a… Ayağın yere bastığında, yüzün de yürüyeceğin istikamete döner… İlk gördüğün Dolmabahçe Camii’dir… Yürüdüğün yol hem halka, hem Hakk’adır… Sağında solunda tezgâh kurmuş, “Atkılar 5 lira, formalar 10 lira” diye bağıran işportacılar vardır… Sen almasan da alanları görürsün… Hem kızar, hem hak verirsin… Halkın takımına 90 liraya forma satan yönetim senden nasibini alır… 700 lira maaşa çalışırken, sene de bir gün oğlunun elinden tutup Eski Açık’ta maç izlemeye geldiği her halinden anlaşılan Beşiktaşlı babaya, “Neden buradan 10 Lira’ya korsan forma alıyorsun” demeye dilin varmaz… Çünkü 90 lira verip alacak olsa, evinin yolunu bulamaz… Ve 2000 sonrası yaşanan sürece kızarsın, “Halkın takımı niçin halktan uzaklaşır?” diye…
Derken gelirsin Şeref Bey’e… Köşedeki ışıkların yeşil mi, kırmızı mı yandığına dikkat etmezsin, çünkü kimse etmez o gün, o saatte… Yollar siyah-beyaz formalılarla doludur… Katılırsın aralarına ve kollarını açarak kapıya doğru ilerlerken “İşte yine sendeyim” dersin…

Vuslat arzusu hat safhadadır
Bir de Barbaros’u vardır Beşiktaş’ın… Semtin can damarı dersek abartmış olmayız… Bu güzergâhta Zincirlikuyu’da başlar Beşiktaşlılar’ın yolculuğu… Kartopu misali, yokuş aşağı indikçe büyür, büyür, büyür… Sarıyer, Levent, Mecidiyeköy civarından gelenler kullanırlar genelde bu yolu. Onlara yolda katılanlar ise genelde semtin çocuklarıdır. Yokuş aşağı inerken solunda Yıldız Üniversitesi’ni görür, parkta keyfeden Üniversiteli Beşiktaşlılar’ın şarkılarına katılırsın… Herkesin adımı hızlıdır aşağı inerken. Sevgiliye kavuşma heyecanı, yolun eğimine eğim katar… Kavşağı, iskeleyi, Sinanpaşa Camii’ni görmüşsündür… Ağaç altlarına atılmış iskemleleri gördüğünde, kıvrılırsın sağa doğru ve Beşiktaş’ın tam kalbine Çarşı’ya varırsın. Gördüğün 10’şeyden 9’u siyah beyazdır. Biraz ötelerden marşlar, tezahüratlar gelir kulaklarına… Adımlarını hızlandırırsın ama kalabalık ani duruşlarına sebep olur… Gelmişsindir işte Balıkçılar Çarşısı’na… Dükkânlar, restoranlar, sokaklar masalarla ve Beşiktaşlılar’la doludur… Hasbi, Ahtapot, Vidinli, Babalık…

Kazan da size katılır
O şölene kaptırsın kendini ve bakarsın ki epey bir vakit geçmiştir. Şimdi yollanma zamanıdır O’na doğru… Kalkarsın, gençlerin arasında aheste aheste yürürsün. Tezahüratlar, şarkılar, manidar küfürler havada uçuşmaktadır… Alkım’ın önünde, üstgeçidin altında kalabalığa büyük bir grup daha katılır… Kazan tarafından geliyordur onlar. Ya içindedirler Kazan’ın, ya Büyük Çarşı’nın önündeki meydanda… Tribün kendi antrenmanını çoktan yapmıştır orada… Şimdi maça çıkma zamanıdır… Hep beraber yol alınır Şeref Bey’e doğru… Ağaçlı yola girilmiştir. Bir kısım yolu kapatır trafiğe ve tarafgir bulmak için “Yola inmeyen Fenerli olsun” diye tempo tutar… İlerlerden bir meşale yandığını görürsün ve yürüdükçe burnun hisseder o kokuyu… Meşale kokusu tam kıvama getirmiştir seni. Artık onunla buluşmaya hazırsındır ve Dolmabahçe Sarayı’nın karşısından, parkın köşesinden 90 derecelik açıyla kıvrılmışsındır sağa doğru, Kapalı’daki yerini almak için…

Bir başka kıtadan…
Kıtalararası yolculuk yapmak da başkadır sevgiliye ulaşmak için… Üsküdar’dan, Kadıköy’den binersin Beşiktaş vapuruna… Mevsim yaz da olsa, kış da olsa sen dışarıda oturursun. Umurunda bile değildir 2 gün sonra hasta olup yatak döşek yatma ihtimalin… Çünkü dışarıda, rüzgâr sevgilinin kokusunu getirir. Eski Türk filmleri gelir aklına mabedi görünce. Hani ağır ağır birbirlerine koşarlar ya Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit, vapur da aynen öyle ilerler mabede… Siyah-beyaz atkın rüzgâra bırakmıştır kendisini ve boynunun arkasından, yele misali dalgalanıp durmaktadır. Adeta geride kalan Kadıköy’e misilleme yapar gibi… Semte yaklaşıp sevgiliyi görmeye başladığında, yasak da olsa bir cigara yakarsın… Gerçi yarısını sen içersin, yarısını rüzgâr ama içtiğin kısımların dumanını da dünyanın taaa ciğerine üflersin, Şeref Bey’e varmanın şerefine…

Her şey hazırdır artık… Her buluşma sanki bir ilktir ve aynı heyecanı yaşatır yüreklerde. Sevgili süslenmiş, bütün alımıyla gözlerinin önündedir. Santrayla 3’lüye, omuz omuzaya, şenliğe, şölene, yıkılmaya hazırdır Şeref Bey Stadı…

Ve bu sefer sen değil hakem üfler, ama cigarasını değil, düdüğünü… Öyle bir üfler ki, sanırsın Sur’a üfürüldü… Hele bir de Cem Abi varsa tribünde, hakemin düdüğüyle birlikte başlatmıştır muhabbeti;

“N’oldu anasını satıyım, savaş mı çıktı?”…

Ergin Aslan / Serencebey 45. sayısı

08 Şubat 2010 Pazartesi

Bu yıl daha kolay olacak gibi...

Geçen hafta oynanan Antalyaspor maçından sonra şöyle bir post girmiştim;
"Kaldı 16... 12 galibiyet, 2 beraberlik ile şampiyon oluruz:) Tabata konusuna gelince, 3-4 maç 90 dakika sahada kalsa, Yusuf'un geçen yılın 2. yarısında yaptıklarıı yapar... "

Şimdi kaldı 11 galibiyet 2 beraberlik... Çık Ankaraspor'u, kaldı 10 :)

Tabata konusunda ısrarım devam ediyor... Yusuf'un solda, Holosko'nun sağda, Tabata'nın ortada oynadığı takım beni heyecanlandırıyor...
Rakipler 3 kulvarda yıpranıyor. Her hafta sakat ve cezalı duruma düşen oyuncuları var... Haftada tek maç ve şeytanın kulağına kurşun, nadir yaşanan sakatlıkları var Beşiktaş'ın. Ortam böyleyken, bu alemin kurdu Denizli, bu işi kimseye bırakmaz gibi... Yeterki elma kurdu gibi davranmasın.
Benim için 2.'lik şampiyonluk kadar önemli. Ne yaparsan yap ama Şampiyonlar Ligi'nde ol. ŞL'deki 2 yarı finali, Türkiye Ligi'ndeki 5 şampiyonluğa değişmem...

05 Şubat 2010 Cuma

Victory Divan'da...

"Victory" pankartını yıllardır tribünde görürüm. Divan seçimlerinde Levent Kulu'nun yaklaşık 120 aday arasından ilk 10'a girmesi beni çok mutlu etti. Kendisiyle tanışmışlığım yoktur. Umarım bir gün sohbet etme imkanımız olur. son sandıklarda ilk 10'girdi ve kendisi bunu "Sergen attı, şampiyonluk geldi" şeklinde yazdı Forza'da... Bu benim çok hoşuma gitti... Hele tribünden birisinin Divan'a girmesi beni ayrıca mutlu etti. Fotoğrafı Rakamla 10'dan aldım... Levent Kulu'nun da tribünün sesi olarak Divan'a çok şey katacağını düşünüyorum. Başarılar diliyorum...

03 Şubat 2010 Çarşamba

Oğlum 2.200 kişiyi besliyor?

Başlıktaki tabir baba Demirören'e ait... Oğlum 2200 kişiyi besliyor... Kedi, köpek mi arkadaş bunlar? Beşiktaş, hayvan barınağı mı? İnsanlar emek veriyor, karşılığını alıyor, tıpkı fabrikalarınızda çalışan işçileriniz gibi... Haa, onları da siz beslemiyorsunuz, hatırlatayım... Aracı olduğunuzu, rızkın Allah tarafından verildiğini unutursanız, siz ya da sizden sonrakiler 1 lokma ekmeğe muhtaç olur haberiniz ola!

02 Şubat 2010 Salı

Beşiktaş Başkanı’na...

1 Şubat itibariyle Beşiktaş Başkanı’nın yapması gerekenler;

- Türkiye ve dünyadaki Beşiktaş dinamikleri harekete geçirilmeli

- Beşiktaş Jimnastik Kulübü artık “Profesyonellerce” yönetilmeli

- Beşiktaş JK’nin elde ettiği tüm gelirler futbol için kullanılmalı

- Amatör branşların yükü, sponsorluklar yoluyla kulüp üzerinden alınmalı

- Sportif Ürünler A.Ş.’den Beşiktaş marka değeriyle doğru orantılı gelir sağlanmalı

- Beşiktaş camiasının birlik ve bütünlüğü sağlanmalı

- Çağdaş bir stadyum için bütün Beşiktaşlılar’ın katkısı sağlanmalı

- Beşiktaş taraftarıyla, taraftarı Beşiktaş ile gurur duymalı

“En değerli sermayemiz Beşiktaşlılar’dır” felsefesinden hareketle, “Kendimden önce Beşiktaş” diyerek, gönüllü olarak çalışacak, konularında uzman Beşiktaşlı üyelerden oluşan İSTİŞARE HEYETLERİ kurulmalıdır… Aktif Beşiktaşlılar

01 Şubat 2010 Pazartesi

Uslan be Halil İbrahim!

Seçim seçim derken, seçim de geride kaldı... Aksu'yu cesaretinden, çabasından, tırmalamasından dolayı tebrik ediyorum. BJK Kongre Üyesi yapısını az çok bildiğim için Demirören'in kazanacağını tahmin ediyordum ama bu kadar farkı beklemiyordum.

Bir 3 yılı daha çıkarır mı Beşiktaş bu başkanla, bilemiyorum. Kafanın içi değişmezse 4-5 aya kalmaz yeni bir kongre yapılır... Kafanın içi değişirse -ki değişmeli- kulübün GERÇEK SAHİBİ taraftarın sesine kulak verilirse, Aksu'nun ekibinden de faydalanılırsa, aklıbaşında bütün Beşiktaşlılar harekete geçirilirse, Beşiktaş kazanır...

Demirören bugüne kadar yaptıklarıyla, bu beklentilere cevap verebilecek gibi değil...

Artık "seve seve" değişecek, değişmeli...

Ya da kendisi bilir...

Nato mermer, nato kafa devam ederse, biz yine gözyaşlarımızı yüreğimize gömeriz ve "Görecek günler var daha, aldırma kartal, aldırma" der, yutkunur, ufka bakarız...

Beşiktaş yerinde kalır...

Şu kongre gösterdi ki kulübün üye sayısı derhal 50 binlere çıkarılmalı... Tribünün, sokağın, halkın takımının temsili bu değil... Aksu da kazansa bu değil, Demirören de kazansa bu değil... Grup, dernek, blok oylar vs. hikaye olması için 100 bin kongre üyesi hedefiyle yola çıkılıp, en az 50-60 binlere çıkmak lazım.

Aksi takdir de seçim süreçlerinde kimsenin aklının almadığı, alamadığı işler olmaya devam eder...

Ne desek boş, bekleyip göreceğiz...

Cuma İnönü'de tribündeki yerimizi alacağız...

HAYIRLISI...

29 Ocak 2010 Cuma

Man of the match Toraman...

Maçın adamı Toraman'dır... Mükemmel kesiciliğinin yanında, bir de penaltı pozisyondaki zorlaması müthişti... Hoş, hoca Toraman aleyhine faul de çalabilirdi ama çalmadı. Kaldı 16... 12 galibiyet, 2 beraberlik ile şampiyon oluruz:)

Tabata konusunda Hüseyin abi ile hemfikirim... 3-4 maç 90 dakika sahada kalsa, Yusuf'un geçen yılın 2. yarısında yaptıklarıı yapar...

RUHUMUZ YETER!

Tribündeki tatsızlık devam ediyor. Sezon başı yapılan transferler ve sahada alınan kötü sonuçların ardından gelen protestolar durmak bilmiyor. Taraftar bir kulübün belki de en önemli unsurudur. Tabiî ki takım üzerinde söz hakkı olacak.

Yağmurda, çamurda, karda yollara düşüp takımına olan desteğini gösteren vefakâr Beşiktaş taraftarına, “Kötü gidişatı görmezden gel” demek kimsenin haddine değildir. Yalnız tribünün otokontrol yapması gerekmektedir. Protestoların dakikaları ve yapılış şekli Beşiktaş taraftarına yakışır şekilde olmalıdır. Beşiktaş’ın uzun yıllardır iyi yönetilmediği aşikarken, protestoların bu yıl tavan yapmış olması manidardır.

Geçtiğimiz yıllarda protestocuları “Sabote etmeyin, UEFA’ya gidelim” diye uyaranlar, bugün maç ve dakika ayrımı yapmadan takım üzerinde negatif bir hava oluşturmaktadır. Yaşanan bu değişimin sebepleri nelerdir? İki tarafta Beşiktaşlı olduğu halde, bu iş, Kapalı Tribün’deki “Ruhumuz Yeter” yazısını silmeye kadar gitmiştir. Bu yazının kim tarafından, hangi gerekçeyle boyatıldığı açıklanmalıdır. Silinen ruh kimin ruhudur?

1 Şubat itibariyle yeni bir sayfa açacak olan Beşiktaş’ta, tribün-yönetim geriliminin de son bulması gerekmektedir. Başkan Yıldırım Demirören de olsa, Murat Aksu da olsa bu işin oturulup konuşulması ve “Beşiktaş” ortak paydasında buluşulması gerekmektedir.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Beşiktaş’ın dinamikleri harekete geçirilmeli

Beşiktaş’ta yeni dönemin başlamasına sayılı günler kaldı. Adayların verdiği demeçlerle ortam zaman zaman gerilse de, kongre üyelerinin ortak görüşü seçimin son günlerinin sükûnet içinde geçtiği… “Bu sessizlik hayra alamet mi?” diyenler dahi var. Bizleri ilgilendiren kongreden önce yaşananlar değil, kongreden sonra yaşanacaklar…
1 Şubat sabahı bambaşka bir sabaha uyanmalı Beşiktaşlılar… Kazananın Beşiktaş olduğu, kazanan ve kaybeden aday tarafından deklare edilmeli. Herkes yeni döneme, yeni sürece dâhil edilmeli. Kimse Beşiktaş çemberinin dışında kalmamalı. Biz biliyoruz ki, bütün Beşiktaşlılar’ın ucundan bucağından Beşiktaş’a katacağı bir şeyler vardır. Beşiktaşlı arkasına fazlasıyla baktı, gelinen nokta, Beşiktaşlılar’ın artık önüne bakmasını zorunlu hale getirmiştir.

Beşiktaşlılar her yerde…
Beşiktaş dinamiklerinin harekete geçirilmesi, yeni dönemde Beşiktaş’ı yönetenlerin elindedir. 107 yıllık camiaya gönül vermiş, Beşiktaş’ı hayatının çok önemli bir noktasına koymuş ama Beşiktaş için bir şeyler yapabilme fırsatını bulamamış binlerce akil Beşiktaşlı vardır. Gerek ticari, gerek siyasi, gerek sosyal, gerekse kültürel hayatın önemli noktalarında bulunan bu isimler, kendilerini harekete geçirecek bir dürtü beklemektedirler. Azımsanmayacak sayıda olan bu akil Beşiktaşlılar, bürokrasinin ve özel sektörün en üst kademelerinde görev almaktadırlar.

Temas sağlanmalı
Yapılması gereken, bir network oluşturmak ve Beşiktaşlılar’ın birbiriyle temasını sağlamaktır. Yeni dönemde izlenmesi gereken yol ile ilgili önerilerimizi kapağımızda dile getirdik. Beşiktaş’ın yönetimsel anlamda teslim edileceği bu profesyonel yapı, akil Beşiktaşlılar’ın koordineli çalışmalarına ön ayak olmalıdır. Beşiktaş adına üretilen her fikrin dinlenmesi, uygulanabilirliğinin analiz edilmesi gerekmektedir. Beşiktaş’ın dünkü değerlerini de göz önünde bulundurarak, kulübü geleceğe taşıyacak bir ortam, ancak profesyonel yöneticilerle olacaktır. Bu durum, değişen dünyada sadece spor yönetimlerinde değil, hayatın her noktasında zorunlu hale gelmiştir.

İşin içinden olmaktan başka çare yoktur
Beşiktaş çok büyük bir markadır. Tek eksik, var olan potansiyelin doğru kullanılamaması, kulübü yönetenlerin doğru yönlendirilmemesi ve enerjilerini doğru yere harcamamalarıdır. Yeni dönemde mevcut durumu tersine çevirmekten, potansiyeli doğru kullanmaktan, var olan enerjiyi sinerjiye çevirmekten ve akil Beşiktaşlılar’ın interaktif bir şekilde bu işin içerisinde olmasından başka çare yoktur. Aksi takdirde yanlış uygulamalara, yanlış transferlere, yanlış harcamalara isyan etmekten öteye geçemeyiz. Beşiktaş’ın doğru yönetilmesini, kaynakların doru yerlere aktarılmasını istiyorsak, bu işin içerisinde olma zorunluluğu vardır…
Serencebey 45 / Editör'den...

22 Ocak 2010 Cuma

Profesyonellik zamanı...

Beşiktaş JK Genel Kurul Üyeleri, 31 Ocak Pazar günü, Beşiktaş’ın geleceği için çok önemli bir karar verecekler. Son yıllarda acemice yapılan hamlelerden dolayı kulüp, büyük bir borç yükünün altına girmiş durumda. Beşiktaş ve Türk kulüpleri, önemli gelir kaynaklarına sahip olmalarına karşılık, görevleri süresinde bu kaynakları doğru kullanamayan ve kulüpleri milyonlarca lira borçlandıran yöneticiler tanıdı. Birçoğunun ismi bugün hafızalardan silinmiş olsa da, bıraktıkları borç yükü, kulüplerin sırtında bir kambur olarak kaldı. Artık Beşiktaş’ta mevcut durumu tersine döndürmenin zamanıdır. Seçilecek yeni başkanın hata payı kalmamıştır. Beşiktaş JK’nin kasasına giren yıllık yaklaşık 100-120 milyon TL gibi önemli bir kaynak, doğru eller tarafından kontrol edilmeli, profesyonel isimler bu işin başına geçmelidir.

Güçlü bir futbol ekonomisi
Beşiktaş’ın en önemli iştigal konusu olan futbol ve buna bağlı olarak kulüplerin en önemli sermayesi durumundaki özkaynak düzeni de profesyonelce yönetilmeli, transfer, futbolcu izleme ve futbolcu stoku yönetimi profesyonel kadrolar eliyle yapılmalıdır… Dünya standartlarında rekabet için, güçlü bir futbol ekonomisi kaçınılmaz. İşte bu yüzden Beşiktaş JK’nin elde ettiği tüm gelirler futbol için kullanılmalıdır… Amatör branşlar ise kendi idari ve mali disiplinleri içerisinde şahsi ve kurumsal sponsorluklar yoluyla yönetilmelidir…
Günümüzde spor endüstrisi her geçen gün büyüyen ve değişen yapısıyla karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda spor endüstrisinin dünya üzerinde kabul görmüş bir kavram olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Dünya farklılaşıyor…
Değişen dünyada, farklılaşan endüstriyel yapılanmalar içinde spor endüstrisinin bulunduğu yeri iyi belirlemek ve ekonomiler için oluşturduğu önemi iyi anlamak gerekmektedir… Bu bağlamda Beşiktaş Futbol Yatırımları A.Ş. ve Beşiktaş Sportif Ürünler A.Ş. tamamıyla profesyonelce yönetilmelidir. Beşiktaş’ın dinamikleri harekete geçirilmeli, alanlarında uzman Beşiktaşlı üyelerden oluşan istişare heyetleri kurulmalıdır… Sağlıklı bir planlama ile kalıcı ve sürdürülebilir başarılar Beşiktaş’ın olacaktır…

20 Ocak 2010 Çarşamba

İbram! Yoksa sen Seferoğulları'nın paşası mısın?

İbrahim Üzülmez, bir soru üzerine son 7 resmi maçta kötü sonuçlar almalarını sadece tribün tepkisine bağlamanın doğru olmayacağını, kendilerinin “DE” kötü oynadıklarını söyledi.

Ligde hükmen kazandığı Ankaraspor karşılaşması dışında, Beşiktaş'ın üç kulvarda oynadığı resmi maç sayısı 25.

Galibiyet sayısı 9

Beraberlik sayısı 6

Mağlubiyet sayısı 10

25 resmi maçta geçen sezonun çifte kupalı şampiyonunun attığı gol 22, yediği ise 24!

Tablo böyle iken neyin basın açıklaması, neyin bahanesi... "Çeneler değil ayaklar konuşsun" demezler mi adama? Bir de tribün tepkisinin negatif etkisi demezler mi, çıldırmamak elde değil...

Yok arkadaş, dizeceksin sıraya bunları, Necip'e "sen kenara ayrıl" diyeceksin, topunu karanlık bir odaya kapatacaksın. iyi bir ıslattıktan sonra alacaksın meşe odununu, "Abi" dedikçe vereceksin odunu...

Bu ne pişkinlik arkadaş... Kupada "0" çeksiniz "0", farkında mısınız beyler? İnsan kendisinden utanır... İnsan içine çıkmaktan utanır ama siz maşallah bütün toplumun önünde çene çalıyorsunuz.

Çeneniz değil ayaklarınız çalışsın... Bir de takımın özverililerini çıkarmışlar basın önüne... İbo'lar, Ernst ve genç Necip... Nobre'nin ne işi var orada... Ne anlatmaya çıkmış. Yıllık 4,5 milyon TL'nin karşılığı 1 gol müdür? Ne anlatıyorsun sen arkadaş! Bırak bu işleri, mümkünse Beşiktaş'ı da bırak...

Şu tribün tepkisini de düşürün artık ağzınızdan... İç saha, dış saha tablosu ortada… Sorunun yüzde 80’ni siz de beyler. Gerisi hocada, yönetimde, taraftarda, medyada… Ama ülkemizin futbol anlayışında, oyunun esas oğlanları durumundaki futbolcular her zaman en masum görülmüştür. Oysa öyle değil? Oynarlarsa takım şampiyon oluyor, oynamazlarsa bu tablo çıkıyor…

Geçen sezonun kupa şampiyonu, şimdi grup sonuncusu! Tıpkı D Grubu'ndaki Denizli Belediyespor, C Grubu'ndaki Tarsus İdmanyurdu gibi... Puanı dahi yok!

Sonra da tribün, “Sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın” deyince suçlu oluyor…

19 Ocak 2010 Salı

Beyfendi'nin Adamları!

Yıl 1950.

Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidara gelir.

Cumhurbaşkanı ve başbakan artık DP’lidir.

Yasama ve yürütme organları bütünüyle yeni iktidar partisinin kontrolündedir.

Ulus egemenliğinin bir diğer organı yargı gücünün kontrolü ise birkaç yıl sürecek sistemli bir yapılanma sonucu elde edilecektir.

‘’Beyefendi böyle arzu ediyor’’, ‘’Beyefendinin görüşü böyle…’’mesajları, iktidar koltuğunda oturan beyefendiye yakın olduklarını söyleyenlerce yurdun dört bir yanındaki kurum ve kuruluşlara iletilmeye başlanır.

Gün onların günüdür.

Beyefendinin adamlarının günüdür.

Sıra sivil toplum örgütlerine gereken mesajların iletilmesine gelir.

1932’de Atatürk’ün kurdurduğu Halkevleri ve 1940’da tek parti iktidarınca oluşturulan Köy Enstitüleri mevcut en büyük sivil toplum örgütleridir. Muhalefetteki CHP ile özdeşleştikleri düşünülür. Kontrol altına alma uğraşısı verilmez. Kapatılırlar.

Cumhuriyet ilanından yıllar önce kurulmuş futbol kulüpleri geride kalan en büyük sivil toplum örgütleri olarak görülürler.

Beyefendinin adamları harekete geçer.

Her birine gereken mesajlar iletilir.

Beşiktaş kulübü 50 yıldır bir stat, bir kulüp lokali özlemiyle yanıp tutuşmaktadır.

Beyefendinin adamları kulübe kolayca girerler. Mesajlarını hiç de zorlanmadan iletirler.

DP milletvekili Salih Fuat Keçeci Beşiktaş başkanlığına getirilir. Onu sırasıyla Danyal Akbel, Nuri Togay, Enver Kaya gibi DP milletvekili başkanlar takip edecektir.

Beyefendinin adamları ise bıkıp usanmadan, tüm sorunların kısa sürede çözüleceği mesajını iletmektedir.

1960 yılına gelinir. Beyefendinin adamları hâlâ görevdedir.

Beşiktaş başkanı yine bir DP milletvekilidir.

10 yıldır vaat edilen Fulya’da mütevazi bir stat, Maçka’da bir lokal inşaatı projeleri ise henüz gerçekleşmemiştir.

Sonunda beyefendinin adamları müjdeyi verir:’Beyefendi önümüzdeki hafta İstanbul’da olacak. Sizleri kabul buyuracak. Projelerinize yardımcı olacak.’’

2 Nisan 1960 Cumartesi günü BJK yönetim kurulu toplu halde beyefendinin kaldığı otele giderler.

Ancak beyefendi yoktur.

Devlet işleriyle meşguldür.

Özel kalem müdürü Arif Özgen’le görüşebilirler.

Stat ve lokal isteklerini yinelerler.

Görüşmenin sonunda da şu tarihi mesajlarının beyefendiye iletilmesini rica ederler:

’Duyduk ki Maliye Vekilimiz Hasan Polatkan Beşiktaşlıymış. Kendisini kulübümüzde başkan olarak görmeyi isteriz. Ama kulübümüzün başkanı her kim olacaksa, beyefendinin tayin etmesini arzu etmekteyiz.’’

Beşiktaş birkaç hafta sonra o sezonun şampiyonu olduğunu ilan eder.

Kulüp tarafından bastırılan şampiyonluk albümünün ilk sayfaları ‘’Sayın Büyüklerimiz’’bölümüne ayrılmıştır.

Cumhurbaşkanı’nın, Meclis başkanının, beyefendinin, Maliye Vekili’nin, Sanayi Vekili’nin, Ulaştırma Vekili’nin boy boy fotoğrafları, şampiyon futbolcuların fotoğraflarından önce verilmektedir.

Ancak bu albüm çok fazla satış yapamaz.

Mayıs’ın 27’si gelir.

Albümler apar topar tezgâhların altına indirilir.

Beyefendi artık iktidarda değildir.

Beyefendinin adamları ise ortalarda görünmemektedir.

Stat ve lokal hayalleri ise daha uzun seneler gerçekleşmeyecektir.



Beşiktaş’ın şampiyonluk turunu atacağı son maç Haziran ayına ertelenir.

Üstelik yukarıdan gelen bir emirle Ankara’ya alınır. 19 Mayıs stadyumunda, yeni beyefendilerin huzurunda oynatılır.

Beşiktaşlı futbolcular Temmuz ayında kendi seyircileri önünde ilk maçlarına çıktıklarında ise tarihlerinde ilk kez formalarında B-J ve K harflerinden farklı harfler taşımaktadır.

11 futbolcu yan yana dizildiğinde tribünlerdeki seyircilerin okuduğu ad "C-E-M-A-L G-Ü-R-S-E-L" dir.

*****
Beşiktaş'a seçimlerine siyaset bulaşmış mıdır, bulaşmamış mıdır, bulaşmışsa kim bulaştırmıştır, bilmem...

Ancak bir şekilde siyaset bulaşırsa neler olabileceğini çok iyi bilirim...

Ne diyeyim, ‘’tarih değil hatalar tekerrür eder’’derler.

Konfiçyus ise: ‘’Aynı taşa iki kere takılana ahmak derler’’diye ne de güzel söyler…

GÜNÜN SÖZÜ:
Politikacılar dünyanın her yerinde aynıdır. Size bir köprü inşa etmeye söz verirler.. Ortada bir nehir bile yokken..
Nikita Kruşçev

*Fotoğraflar ve yazı Tuğrul Yenidoğan / Medyaspor

12 Ocak 2010 Salı

Vira Vira...

Nasıl karamsardık tam 1 yıl önce bu zamanlar… “Söylesene bize hoca, takım niye oynamıyor?” diyerek sitemimizi dile getiriyorduk. Liderle aramızda 6 puan fark vardı ve 6. sıradaydık. Mayıs ayı geldiğinde keyfimize diyecek yoktu. Kaldırmıştık 2 kupayı da…
Bugün bir dejavu hali söz konusu. “Sanki ben bu anı daha önce yaşamıştım” diyor insan içinden… Ara verildi, puan farkı 5 ve biz 5.yiz… Yani geçen yıla göre bir level yukarıda… Ayrıca geçen yıldan daha umutluyuz, çünkü yaşanmışı var…
Bugün lige değil ama kupaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Özledik… Ne zaman stadın yanından geçsek, göğsümüzün solunda bir kıpırdanma olurdu. 10 günü, 10 haftası yok… Aradaki 5 gün bile bizde vuslat arzusu uyandırıyor. Ve şimdi Vuslata 5 kaldı…

Bizim tribünün şarkıdan slogana dönüştürdüğü bir söylemi vardır; “Çocuklar inanın, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz güneşli günler, rakipleri İnönü’de devireceğiz… (Motorları maviliklere süreceğiz).

Denizci tabiriyle…

Vira vira vira vira vira…

11 Ocak 2010 Pazartesi

Yemeeeeee...

Bobo da yedi... http://nefesbesiktas.blogspot.com hatırlattı:) Kongre sürecinin yoğunluğundan bunu kaçırmışım. Cahiliye devrinde kız çocuklarını diri diri gömmeye götürürken, süsleyip kandırılarmış, "Hadi dayına gidiyorsun" diyerek... Ne zaman pasta yiyen bir Beşiktaşlı görsem bu gelir aklıma... Teşbihte hata olmaz da, yine de tevbe, tevbe... :)

07 Ocak 2010 Perşembe

Golf deliği mi, 7,32'lik kale mi?

Golf deliğinin çapı 11 cm, kalenin uzunluğu 7 metre 32 cm... Çapı çok daha fazla... Şu yukarıdaki topların haline bakın:) İlahi Denizli, 7 buçuk metrelik kaleye topu sokamayan golcülerinden, golf deliğini tutturmalarını bekliyorsun.
Ya da bu işin bir taktiği var. Ayaklara kilo bağlayıp kumda koşmanın, normal koşuyu kolaylaştırması gibi... Anladım ben onu... 11 cm'ye sokan 7,32 m'ye her türlü sokar hesabı:)

Korcan da pastayı yedi...

Beşiktaş'ı yakinen takip edenler yukarıdaki sahnenin neyin alameti olduğunu az çok farketmiştir:)) Var arkadaş bu pastada bir şey... Tarık Akan'ın oynadığı bir film vardı "Keramet Şemsiyede"ydi.. Adı aklıma gelmiyor. O şemsiye neyse, bizim de pastamız o...

04 Ocak 2010 Pazartesi

Sergen haklı mı?

Beşiktaş A2 Futbol Takımı kendi liginin tozunu attırmaya devam ediyor. Yetenek açısından Sergen Yalçın’ın söylediği kadar varlar. Benim de gözlemlediğim A Takım’da oynayabilecek 3-4 tane isim var. Sergen Yalçın, Mustafa Denizli’ye veryansın ediyor ama empati yapması gerekiyor. İşin ilginci, altyapıdan oyuncu çıkarma konusunda herkes haklı…

Sergen, kendisi de altyapıdan yetiştiği ve sezon başından beri bu gençlere emek verdiği için doğal olarak lisan-i hal ile takdir edilmek istiyor. Bu da A Takım’a vereceği oyuncularla olur. Serzenişleri doğruysa -ki ben çoğunun doğru olduğunu biliyorum- yönetimin yeni dönemde altyapıyı vereceği yöneticinin 24 saatini bu işe ayırması gerekiyor.

Olaya Mustafa Denizli açısından bakacak olursak; ortada 8 yabancılı bir sistem var. Bunların 6’sı sahada olmak durumunda. 1 devşirme, 1 kaleci dediğiniz zaman kalıyor mu size 3 kontenjan. Büyük kulüpler yerli oyuncularını milli takım düzeyindeki isimlerden seçmek zorundalar. Bunlar da son yıllarda genelde Anadolu kulüplerinde sivrilen isimler oluyorlar. Sivrilen, İstanbul’un yolunu tutuyor. 3 yabancılı yıllarda Metin – Ali – Feyyaz olmak biraz daha kolaydı sanki… Hele birde “günü kurtarma zihniyetinin önemli temsilcilerinden” Mustafa Denizli’nin takımına yükselmeniz çok zor. A Takım kadrosuna altyapıdan istediğiniz kadar adam çıkartın. Bu çocukları sahada göremedikten sonra pek bir anlamı yok.

Olaya yönetimler açısından bakacak olursak, radikal bir karar bu işi çözer mi? Başkan Adayı Murat Aksu geçtiğimiz günlerde “Gerekirse A2 takımla çıkarız sahaya. Yanlarına da 3 tane tecrübeli isim veririz” dedi. Popülist bir söylem olduğu aşikâr. Çünkü bu durum her babayiğidin harcı değil. Ülke ve dünya futbolunun gerçekleri var.

Bizim de gönlümüz Ziya, Fikret, Gökhan, Samet, Rıza, Feyyaz gibi isimleri yeniden izlemek istiyor ama o döneme baktığınız zaman hem milyonların yerine Lira’lar geçiyordu, hem de 10-15 yıl sabredebilen taraftar, medya, yönetim, teknik adamlar vardı… Bugünkü ortam, adamı 1 sezonda ipe götürür…

Hülasa; mevcut sistem ve çözüm yolları, üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi, çalışılması gereken bir durumda… “Yok, öze dönülsün ben 5-10 sene sesimi çıkarmam, bir şey de beklemem” diyen varsa parmak kaldırsın…

28 Aralık 2009 Pazartesi

Sütünüz mü eksik, peyniriniz mi?





Ligin ilk yarısı kırıklarla geçti Beşiktaş için... Evvela Holosko, sonra Hakan... Toraman, Rüştü ve Ferrari izledi bu oyuncuları... Beşiktaş çatırdıyor diyoruz da kimse inanmıyor. Sorun ne ola ki? Kalsiyum eksikliği değil tabi ki... Sakatlık pozisyonlarını ve "Şans iyi oynayanın yanındadır" safsatasını aklıma getiriyorum da, Beşiktaş her zaman en şansızı oldu bu alemde...

25 Aralık 2009 Cuma

Kime sorsan en az 1000 oyu var...

Beşiktaş JK olağan kongresi 31 Ocak 2010 Pazar günü gerçekleştirilecek. Ortalıkta çeşitli isimler konuşulsa da, gün itibariyle 2 isim Beşiktaş’ı yönetmeye aday görünüyor; Yıldırım Demirören ve Murat Aksu… Başka aday çıkar mı? Çıkabilir… Seçim süreçleri değişkendir. Kongreye yaklaşık 1 buçuk ay olduğunu düşünürsek, bu süreçte net bir şey söylemek yanılgı olur…

Kulüp, yaklaşık 3-4 aydır seçim havasına girmiş durumda. Malum, Beşiktaş başkanlığı ve yöneticiliği çok önemli bir makam. Biz, bu seçimi adayların değil, listelerin kazanacağı öngörüsündeyiz. O nedenle başkan adaylarının dikkat etmesi gereken ilk unsur, yönetim listesi oluştururken “liyakate” önem vermeleridir. Seçim süreçlerinde kime rastlasanız kendisinin en az 500-1000 oyu olduğunu vurgulayarak söze başlıyor… Topluyorsunuz, 50 bin gibi bir rakam çıkıyor. Oysa Beşiktaş’ta oy kullanacak üye sayısı yaklaşık 13 bin. Her taraf kendisini vazgeçilmez ya da çok önemli sanan insanlarla dolu. Tabi bu isimler, başkan adaylarının etrafında direkt ya da dolaylı olarak bulunuyorlar. Vermeye çalıştıkları hava şu; “Ben ve grubum olmadan bu seçimi kazanamazsın.”

Mevcut ve bundan sonra çıkacak başkan adaylarının, “Ben tribünden geldim, ben kulübün içindeyim, ben filancanın yakınıyım, ben şu derneğin işaret ettiği adamım” diyen isimleri dikkate almamalarını; vizyonuyla, bilgisiyle, tecrübesiyle ve liyakatiyle Beşiktaş’a layık olabilecek isimlere yönelmeleri gerekiyor… Çünkü önemli olan kişiler değil, makamdır. O makamlara layık olmayan insanların oturması, Beşiktaş’a nelere mal oldu hep beraber gördük, yaşadık… Tek önemli Beşiktaş’tır… Ergin Aslan / Serencebey sayı:44

21 Aralık 2009 Pazartesi

"Önemliyim" diyeni önemsemeyin

Sen ne iş yaparsın Mario Berk?

M. Mario Berk diye bir isim yazıyor yönetim kurulu listesinde. Masa Tenisi, Briç ve Dış İlişkiler'den Sorumlu Üye unvanına sahip. Dikkat edin BJK Masa Tenisi Şubesi’nden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi… BJK Masa Tenisi Şubesi 2002 yılında kuruldu. Kuran isim ise, bugün hala antrenörlüğünü yapan –aynı zamanda A Milli Takım baş antrenörü- Sebahattin Sabrioğlu… Yani 7 yıldır bu görevin başında Sabrioğlu. Mario Berk de 3 yıldır bu şubenin başında. Tanışma fırsatları olmamış biliyor musunuz? Şube ne yapar, nasıl yürür, maçlar ne olur, sıkıntılar var mı? Mario Berk bunların hepsinden bihaber… Neden? Çünkü daha önemli işleri var. Mesela başkanın yanında dolaşıp, futbol maçlarında sağından, solundan ayrılmayıp, başkana uğur getirmek gibi… Sebahattin Hoca, “Belki de hata bizde. Bizim aramamız gerekiyor” diyor. Değil Hocam, değil… Öyle değil… Sorumsuzluk sizde değil. Sizin fedakârlığınızı biz biliyoruz. Bilmeyenler, gereksiz yöneticiler…

Ergin Aslan

"Aktif Beşiktaşlılar'a göre" - Serencebey Gazetesi sayı: 44

20 Aralık 2009 Pazar

Sadizm

Sadizm; karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel bir haz duymanın adıdırNOKTA

16 Aralık 2009 Çarşamba

Maşallah dediği, 3 gün yaşıyor...







Denizli'nin Maşallah dediği 3 gün yaşıyor... Kaşıkla verip, kürekle kovalıyor:) Son beslenen Delgado. Hadi hayırlısı:)

13 Aralık 2009 Pazar

O eski halinden eser yok şimdi!

Rakiplerin kazanmış. Manisa deplasmanına gitmişsin, öne de geçmişsin... Maç yağ ile bal olmuş. 2 gelsin 2 dedikçe gelmiyor. İstediğin boş alanları buluyorsun. Mücadelen isteğin takdire şayan ama becerin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Fiziğin iyi, yeteneğin kısıtlı, becerin yok...

Beşiktaş ile dertleştim yukardaki cümlelerle... İlk 6 haftaya dönüşün sinyallerini veriyor Beşiktaş. Kazanamıyor. Şu yuvarlak deri parçasını direklerin arasına sokamıyor...

15. hafta olmuş takımın golcüsünün golü yok!

Takımın en çok kazanan adamı ölmüş, ağlayanı yok! Artık bu Nihat'a tahammül edilecek gibi değil... Manisa'da bırakılan 2 puanın müsebbibidir...

Hoca maçı çevirmek için Uğur ile uğur yapıyor ama olmuyor. Hiç olmuşluğu da yok.

Ernst, Fink, Toraman ve stoperler kendilerini yırtmaya devam ediyorlar...

Tello istikrarsızlık timsali...

Tabata'yı bir gün başkan, bir gün hoca eve götürsünler. En azından bahçe sular, araba yıkar. Boş gezmek zor tabi. Kendine göre zorlukları var!

Geride kalan 2 haftada, golcülerin çöpe attığı 4 puan var... Şu ligi rahatlıkla koparıp götürebilecek bir Beşiktaş, bireysel beceriksizlikler nedeniyle altlarda kalmaya devam ediyor...

11 Aralık 2009 Cuma

Ten years my friend!

CSKA’nın yıldız futbolcusu, Beşiktaş kaptanına yaşını ve kaç yıldır burada olduğunu sordu. 10 yıl cevabını duyunca da ekledi: Sen 4 yıl daha bu takımda oynarsın.

BEŞİKTAŞ’ın Şampiyonlar Ligi’nde CSKA Moskova ile oynadığı maçta bir sahne herkesin dikkatini çekti. Rüştü sakatlandığı için oyunun durduğu anda İbrahim Üzülmez ile Milos Krasic, 40 yıllık dost gibi koyu bir sohbete daldı. Ruslar’ın yıldız futbolcusu ile çat pat İngilizce konuştuğunu belirten Beşiktaş kaptanı, aralarında şu diyaloğun geçtiğini söyledi:

Krasic: Kaç yaşındasın?
İ.Üzülmez: 35.
Krasic: Kaç yıldır bu takımdasın?
İ.Üzülmez: 10 yıl arkadaşım.
Krasic: Süper. 4 yıl daha oynarsın.
İ.Üzülmez: Sen neden Avrupa’ya gitmiyorsun. Bu takıma fazlasın.
Krasic: Ben de gitmek istiyorum. Özellikle Liverpool’a gitmek istiyorum. Hocama çok yalvarıyorum ama astronomik bonservis ücreti istiyorlar.
İ.Üzülmez: Biraz dinlen artık. Sahada koşmadık yer bırakmadın. Maçtan sonra mutlaka görüşelim.
Krasic: Tamam.
Ruslar’ın sanıldığı gibi soğuk insanlar olmadığını da anlatan Üzülmez, “Ben böylesine yakın bir futbolcu görmedim. Sanki benim takım arkadaşım. Maç başından sonuna karşı karşıya geldiğimizde hep espriler yaptı. Soyunma odası çıkışında ise formamı istedi. Ardından birbirimizden telefonlarımızı alıp, ayrıldık” diye konuştu.
İsmail ER 10 Aralık 2009

***

İsmail Allah canını almasın !

Krasiç'i Rus yaptın hadi eyvallah; peki Krasiç her karşı karşıya geldiklerinde ne esprisi yapmış acaba ?

Maçtan sonra mutlaka görüşelim, ara beni, en az 4 yıl daha oynarsın, birbirimizden telefonlarımızı aldık...

Ne içiyorsun desem, bu içmeyle olacak iş değil; kesin bir GDO estetiği söz konusu!

€rcument - WK

09 Aralık 2009 Çarşamba

Neme lazım Avrupa!

Dün gece maça çıkan kadroyu ilk gördüğümde söylendim; “Acaba biz grup 2.si ya da 3.süyüz de bulunduğumuz yeri mi korumaya çalışıyoruz?” Öyle olsa benim bundan haberim olurdu! Yanımdakilere sordum, onların da haberi yok. Arka dörtlünün önünde 2 ön libero, onların arkasında Dzagoev’e kilitlenmiş İbrahim Toraman. Bir de kaleci olunca oldu mu sana 8 savunmacı… Bu durumda Bobo ve Tello’nun yanında Ekrem’i hücumcu olarak düşünmemiz gerekiyor! Ki Tello Beşiktaş’tan gayri her yerde sol bek oynuyor.

Savunma ağırlıklı kadroya rağmen, ilk 20 dakika rakip ceza sahasında geçti… Tello imkânsızı yapıp topu dışarı atmasa, gelecek golün ardından Beşiktaş daha fazla geniş alan bulacak ve Ekrem ile Tello’yu daha iyi kullanabilecekti. O pozisyon dışında rakibi çok açamadı Beşiktaş. Hem savunma ağırlıklı kadroyla çıkıp, hem de yükleneyim diyorsan çok şey istiyorsun demektir. Bu durumda yüklendiğinle kalıyorsun. Seyri böyle olan maçların stil olarak iki ilacı vardır; İyi bir Yusuf veya iyi bir Tabata… Bunlar var ama gün itibariyle iyi değiller! Her şeye rağmen oyuna sokulacak adam Uğur İnceman olmamalı… Nice ki 2-0 galip değilsin, Uğur’a neden ihtiyaç duyarsın?

Rakibin maestrosu Krasic’i izlerken yutkunuyor insan ve yanındakilerle göz göze geliyor, niçin biz böyle bir isim çıkartamıyoruz diye… Ya da niçin alamıyoruz? 8 Milyon Euro’ları gözünü kırpmadan savuran bir yönetim, böyle oyuncuları neden aramaz, neden sormaz? Ki sormaya da gerek yok aslında, adam göz önünde. Bonservisine baktım 12,5 milyon Euro… Bu saatten sonra zaten ya Chelsea’de oynar, ya Manchester’da…

Yenilgiye bir şey demiyorum. Sonuçta elinden geleni yaptı Beşiktaş. Kapasite bu, kabiliyet bu. Olanı kullanıyorlar… De aklıma takılan bir şey var. Sezon başı yapılan flaş! transferler Tabata, Nihat, İsmail neden kulübede… İyi futbolcu değillerse neden transfer edildiler, yok iyi futbolcular ama formsuzlarsa neden formsuzlar. Yok, ikisi de değil iyi durumda iseler neden oynamıyorlar? 18 milyon Euro (40 Milyon TL bonservis) kulübede oturur mu? Ya transferi yapan yönetim de, ya da bu oyuncuları yanında oturtan hocada bir yanlışlık var…

Hülasa; Avrupa umutları bir başka bahara kaldı. 250 milyon TL sınırına dayanan borç, Türkiye Süper Ligi’nde 5 yılda bir şampiyon olabilmek için mi yapıldı? Bence 3 büyük kulüp için de Türkiye Şampiyonluğu artık araç olmalı. Amaç ise, Avrupa… Örneğin Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ndeki çeyrek final başarısı, Türkiye’de kazanılan 3 şampiyonluktan, marka değeri adına daha efdaldir. Ya da Fiorentina 4 yıl üst üste şampiyon olmuş Galatasaray’ın hocasını transfer etmedi, UEFA Kupası’nı kazanmış bir hocayı transfer etti. Hesap bu kadar açıkken ve Beşiktaş isminin böyle bir potansiyel varken, grupta sonuncu olmak ve elenmek nasıl bu kadar normal karşılanıyor, anlaşılır gibi değil…

04 Aralık 2009 Cuma

Hoca gol vuruşu çalıştırmıyor mu Nihat?

Beşiktaş'ın ilk yarı ortaya koyduğu mücadeleyi gerçekten çok beğendim... Baskı, kombinasyon, mücadele vardı. Pek alışkın değiliz ya Beşiktaş'ı rakip cezasahası etrafında görmeye, belki de ondan böyle hissettik.

İlk yarıda yapabildiklerini, ikinci yarıda yapamadı Beşiktaş. Değişikliklerde işe yaramadı. Yakalanan net pozisyonları son cümlede yazacağım. Çok önemsemiyor gibi gözüksek de liderlik baskısı tribünde nabzımızı artırıken, sahada da futbolcuları paniklettirdi...

Mustafa Hoca son maçlarda bir kalıp oturtmuştu takıma, kaznaıyordu da. 50 senesini futbola vermiş bir insanın, kazanan takımın bozulmaması gerektiğini bilmiyor olması mümkün değil. E biliyorsa neden değiştirdi!!!

Gelelim, sözüm ona golcülere ve kaçan gollere...

Nobre; kaçmaz abi o... Kaçmamalı, benim aklım almıyor bu kadar net pozisyonların kaçmasını. Golcü ben değilim, sensin...

Ernst; Kale 7 metre. O arazide, kalecinin 20 cm çapındaki kaval kemiğini mi buldun?

Bobo; 6 pastasın. Ağır çekimini tekrar tekrar izle...

NİHAT; Eskişehir'de 4'e 1 giderken vermediğin bir pas vardı ya, benim Nihat'ı mı orada bitirmiştin. Bugünkü pozisyonda iyi koşu yaptın, iyi indirdin. Stoper basmıyor, kaleci çıkmıyor. Kafanı kaldır, bak, nereye vurursan vur gol olur...
Tabi yıllık 7 trilyonu yemek kolay değil. Kalburüstü restoranlarda Reha Muhtar gibilere malzeme veriyorsun ya hani; "Hoca bize gol çalıştırmıyor" diye... Belli ki çalıştırmış. Hocanın görevi gol pozisyonlarını getirecek kombinasyonları öğretmektir. Belli ki bunu iyi yapmış bu hafta. E gelip, son vuruşu da öğretecek değil ya yılların golcülerine...

Biraz daha dikkat, biraz daha soğukkanlılık...

Hücumculara yaptığım bu kadar bireysel eleştiriye rağmen, takımın kazanma isteği sevindiriciydi. Arka dörtlü ve önlerindekiler her eve lazım... Yabancının bu kadar şiştiği bir kadroda, hücum sorununu çözmek için 2 isim kalıyor elinizde. Biri Delgado, diğeri Holosko...

2. yarı ola, hayrola...

Diyarbakırspor maçı ve tezahüratlar...

Diyarbakırspor maçı, Beşiktaş'ı geçtiğimiz sezon bıraktığı yere, yani liderliğe yükseltebilir... Sezonun şu dönemlerinde lider olmanın pek bir ehemmiyeti olmasa da, takıma "Lider olan, şampiyon da olur" düşüncesi kazandırabilir.

Tribün, Fenerbahçe maçında, uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı. Top rakipteyken, rahatsız edici bir ıslık ve uğultu vardı statta... Bu, alışkanlık haline gelmeli.

Hülasa; söylemek istediğimi, lafı dolandırıp oraya getirmeye çalışmadan, direkt söyleyeyim... Rakip Diyarbakırspor. Tezahüratlar Diyarbakırspor'a göre uyarlanmamalı. Her zaman ne bağırılıyorsa aynen devam... Beşiktaş ve taraftarı büyüktür... Gereksiz sloganlar, gereksiz göndermelerle uğraşmaz, uğraşmamalı... Rakip bizim ligimizin bir takımı, oyuncular bizim federasyona bağlı, Hoca, bizim Ziya Hoca. Yani herkes ne ise, bunlar da o... Biz onlarız, onlar da biz...

Germeyelim, gerilmeyelim, maçın keyfini çıkaralım...

02 Aralık 2009 Çarşamba

Hangi Erkan? Oğlun, tanımazsın...



- Noluyo la, ne bu gürültü?

- Yılmaz'ın ayağı kırıldı.

- Hangi Yılmaz ?

- Oğlun , tanımazsın. :):)

replikler Vizontele'den...

Bu sabah baktım Erkan idmanda sakatlanmış...

Dedim hangi Erkan? !!!

Yıldırım Demirören Yetmez!

Beşiktaş’ın iyi yönetilemediği konusunda artık herkes hemfikir. Futbol konuşurken nasıl “İyi futbol, iyi futbolcuyla oynanır” diyorsak, aynen öyle de “İyi yönetim, iyi yöneticilerle olur” diyebiliriz.

Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören’in, başkanlığı döneminde yanlış hamleler, yanlış çıkışlar yaptığı aşikâr. Gerek yapılan transferler, gerek verilen demeçler, gerekse camianın bazı unsurlarıyla girilen diyaloglar çok yerinde değildi. Peki, sorun sadece Yıldırım Demirören mi? Acaba Başkan, salt “Dediğim dedik, çaldığım düdük” diyen birisi mi? Yönetim kurulu toplantılarında, başkanla aynı düşünmediği halde el kaldıran, fikir veren, katkı yapan kaç tane yönetici var? En önemlisi Başkan Yıldırım Demirören’in 2. adamı kim? Belki de kendisinin en önemli eksikliği bu. Alınan kararları ya da verilen demeçleri bir akıl süzgecinden geçirip, başkanın önüne yazılı bir şekilde koyacak kişi ya da kişiler var mı?

Sadece spor kulübü yönetimleri için değil, siyasetten ekonomiye kadar birçok olguda 2. adam ya da adamların etkilerini görürsünüz… Dünya bunu son dönemde Obama ve Jon Favreau örneğiyle yaşadı… Beşiktaş yönetiminin ya da Demirören’in en büyük eksikliği bizce bu.

Antrenörleri tanımayan yöneticiler…
Yöneticileri gerek tek başlarına, gerekse toplu halde ele alın, Beşiktaş için pek bir artı değer üretmediklerini göreceksiniz. Hatta birçoğu kendilerine bağlı olan şubelerin sporcularını tanımıyorlar. Şubelerin başındaki menajerleri, antrenörleri tanımayan dahi var. Hem de 3 yıldır başında bulundukları şubelerin antrenörlerini… Evet, Beşiktaş Yönetim Kurulu bu durumda.

Son dönemde dikkat ederseniz başkanın yanında, yönetim kurulu üyelerinden daha çok, yönetim kurulu üyesi olmayan insanlar yer alıyor. Peki, gerek maçlarda, gerek yurt dışı gezilerinde başkanın etrafında görülen isimlerin Beşiktaş’a ya da başkana katkısı nedir? Söyleyelim, kocaman bir hiç… Çünkü yönetim anlayışının iyiye gittiğini gösteren en ufak bir belirti yok.

Beşiktaşlılar’ın beklentisi…
Beşiktaşlılar’ın beklentisi, başkanlarının yaptığı hatalardan ders alması. Sayın Yıldırım Demirören’in, Beşiktaşlılığını iyi biliyoruz. Ama iyi Beşiktaşlı olmak, iyi bir başkan olmak anlamına gelmiyor.

Şimdi sesleniyoruz; Sayın Başkan, yanınızdaki isimler sizin dostunuz değildir.

Bu kanıya nereden mi vardık?

“Bana iletilenlere göre, statta ilk bağırılan tezahürat Yıldırım Demirören Yetmez!” demecinizden… Bunları size kim söylüyorsa doğruyu söylemiyor. Ve siz buna nasıl inanıyorsunuz? Fenerbahçe maçında, herhangi bir grubun “Yıldırım Demirören Yetmez” diye bağırabileceğine nasıl ihtimal veriyorsunuz ve bunu milyonların önünde söylüyorsunuz? Ha, belki numaralı tribüne ücretsiz biletlerle sokulan birkaç kişi, yine size bu bilgiyi veren arkadaşların ricasıyla bağırmış olabilirler…

Evvela iyi bir iletişimciye ihtiyacınız var. Sonra iyi bir ekonomiste. Ve her şeyden önce profesyonel çalışacak bir CEO’ya… Yoksa, “Ben tribünden geldim, ben kulübün içindeyim, ben filancanın yakınıyım, ben şu derneğin işaret ettiği adamım” diyen isimlerle bu iş yürümez, yürümeyecek de… Aksi halde tarih tekerrür edecek.

Yoksa siz hala, kazanılacak şampiyonluklarla tribünlerin hep bir ağızdan “Yıldırım Demirören Yetmez” diye bağıracağını mı zannediyorsunuz…

Evet, “Yetmez”… Çünkü daha

- Gaziantepspor’dan 15 milyon Euro’ya alınacak Julio Cesar var,
- Akaretler’de yüzde 90’ı müteahhide verilip, yüzde 10’u kulübe bırakılacak kulüp binası var,
- Yıllık 4 milyon Euro’ya getirilip, 20 milyon Euro tazminatla gönderilecek Fransız Teknik Direktör Le Guen var,
- Avrupa’ya bedelsiz gönderilip, 3-5 milyon Euro’ya geri alınacak Batuhan var, Necip var, Ali Kuçik var…

Sayın Başkan, size kim “Yetmez” diyorsa, bilin ki dostunuz değildir… Tarih, en yakındakilerin, aslında ne büyük düşman olduklarının örnekleriyle dolu…

Ergin Aslan / Serencebey

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bayram Beşiktaş'a güzel...

Ne bayramdı arkadaş... Evvelinde Fenerbahçe, Manchester, devamında Sivas ve zirvenin ortaklığı... Bayramın bir kısmı yollarda geçti... Bursa'ya da gittim, geldim... Eve girdiğimde herşey çok başkaydı artık Beşiktaş için... :)

Daim olsun...

26 Kasım 2009 Perşembe

Ekşi Beşiktaş'taki inanılmaz diyalog:)))

Manchester maçı başladı başlayacak... Yazılıp çizilenlere göz atıyorum. İşte o an öyle bir diyaloğun içindeyim ki:) Bir ben vardır ben de benden içeruu:))

sozcelykk dedi ki...
cska sikertti hayallerimizi
25 Kasım 2009 Çarşamba 21:05


Erol dedi ki...
yavsak wolfsburg. vallahi sinirlendim. sen bize 3 tane cak sonra git 30 metreden gol ye. varya o degilde manchesterada cska'ya da 3 tane çakıyomuşuz, laank üst tur, sonra final falan oynuyomuşuz. sonuçta "çok düşükte olsa böyle bir ihtimal var yani" :)
25 Kasım 2009 Çarşamba 21:21


sozcelykk dedi ki...
aheha yuh aq elim çenemde hayale daldım erol allah senden razı olsun bro
25 Kasım 2009 Çarşamba 21:24


sy dedi ki...
erol bugün v.ö'nün kısa filmini seyrettim maçtan önce. niye olması diyorum. hatta finalin ilk yarısı 0-0 biter :D
25 Kasım 2009 Çarşamba 22:32


123golyetmez dedi ki...
Oradan ver elini Japonya... kıtalararası kupa finali için...
25 Kasım 2009 Çarşamba 22:40


sy dedi ki...
off dünya gözüyle beşiktaş-boca seyrederiz belki. deli'nin kafa golüyle onları da çime gömeriz tabi.
25 Kasım 2009 Çarşamba 23:03

Rüştü'nü ispatladın...

Teşekkürler...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaş, artık çok zor kaybeder...

Maçın bitiş düdüğü çalar çalmaz bizim çocuklardan gelen mesajlardan bazıları;

"Olum ne yaptık lan biz?"

"Allah bu günleri de gösterdi"

"Hacı, sabah uyandığımda bu doğru olsun"

Maçtan önce grupta yapılan ankette, Beşiktaş'ın galibiyeti, Manchester'a oranla daha yüksek ihtimal görünüyordu. Tabiki Beşiktaş blogu olmasının etkisi bu... Ama samimi bir şey söyleyeyim, maçtan önceki postta da yazdığım gibi, geçen sezon ligin bitmesine haftalar varken, takımı Barbaros'ta meşalelerle karşıladığımız gün geldi aklıma. Burada paylaştım hislerimi.

Maça gelecek olursak; İngiltere'de golü erken yediğin zaman hallaç pamuğu gibi atıyorlar adamı. ilk 20'yi -zorlanmasına rağmen- savuşturdu Beşiktaş. Zaman zaman top yaptı, 5-10 pasla topu ayağında tuttu. Tello gole rağmen, tam performansını gösteremedi. Orta sahayı geçer geçmez son dokunuşları yapamadı Beşiktaş, 2 yarıda da... Ferrari, İtalyan Milli Takımı ile Dünya Kupası'na gitse yeridir... Fenerbahçe maçının adamı Fink, 70'e doğru düştü. Ernst çalıştı. Ekrem ve İsmail 15 bin metre koşmuşlardır tahminimce. Üzülmez ömrümü uzatıp, götürdüklerini yerine koymaya devam ediyor. Rüştü son dakikalara kadar topla çok fazla muhatap olmadı (2. yarıda), Gelen hücumlar direklerin sağından solundan çıktı dışarı... Toplar bir geldi pir geldi Rüştü'ye. Yılların birikimi burada tezahür etti...

Blogun sağ tarafına yaklaşık 1,5 ay önce bir çetele koymuştuk. Beşiktaş'ın 19 Ekim'den sonra kaybettiği tek maç Wolsburg... İlk yarı bitene kadar kaybetmeyeceği fikrini devam ettiriyorum. Kazanır mı bilemem ama, Beşiktaş artık çok çok zor kaybeder...

Çok mu iyimseriz?

Çok mu iyimseriz? Geçen yıl ligin bitmesine haftalar kala, Kayserispor maçı öncesi takım otobüsünün Barbaros'ta meşalelerle karşılanışı geldi aklıma... Bilmem neden... CSKA da kazandı, kazanmaktan başka çare yok... Hayırlısı...

Aşk yeniden... Ama Chelsea gibi, Liverpool değil:)

Aşk yeniden
Akdenizin tuzu gibi
Aşk yeniden
Rüzgârlı bir akşam vakti
Aşk yeniden
Karanlıkta bir gül açarken

Aşk yeniden
Ürperen sahiller gibi
Aşk yeniden
Kumsalların deliliği
Aşk yeniden
Bir masal gibi gülümserken

Gözlerim doluyor
Aşkımın şiddetinden
Ağlamak istiyorum
Yıldızlar tutuşurken
Gecelerin şehvetinden
Kendimden taşıyorum

Aşk yeniden
Bitti artık bu son derken
Aşk yeniden
Aynı sularda yüzerken
Aşk yeniden
Rüya gibi bir yaz geçerken

Aşk yeniden
Unutulmuş yemin gibi
Aşk yeniden
Hem tanıdık, hem yepyeni
Aşk yeniden
Kendini yarattı kendinden

Sİ(z)KİMSİNİZ Ahmet Çakar?

Kardan adam olur, senden olmaz. Ağzına aldığın şeylere dikkat edeceksin. Beşiktaş taraftarına kurban olamayacak kadar mundarsın. Çünkü geviş getirmeyen bir mahlukatsın... Yemişsin desibelini öyle mi? Yok yok yemişsin belli...

100 yılın en kötü taraftarıymış... Ulan burnunun ucunu göremiyorsun, yaşından büyük fi tarihlerini nereden biliyorsun? Acın nereden kalma, ben iyi biliyorum. Söyleyeyim mi? "Vahap Beyaaazzz, Ahmet Çakaarr..."

23 Kasım 2009 Pazartesi

Kalemine sağlık Üstad...

Hürriyet Spor özür di-le-me-li

Hepimiz takım tutuyoruz. Hepimizin sevdası başka renklere. Hepimiz bir yandan işimizden para kazanıyor, bir yandan da sevdamızı yaşıyoruz.

Ama eğer ki spor servisinde çalışan bir gazeteciyseniz, ya da -artık- kendinize öyle denmesini istiyorsanız sevdanızla işinizi birbirine karıştırmayacaksınız.

Zira eğer işle aşkı karıştırırsanız, işin içine çıkar girer. Bir habercinin kendi çıkarı için haber yaptırmasıyla, bir spor gazetecisinin tuttuğu takım lehine manipülasyon yapması arasında bir fark yoktur.

Borsa haberleri yapan bir gazeteci olsanız 'insider trading' yapmakla, eğitim muhabiri olsanız çocuğunuzun okuluna kıyak geçmekle, sağlık muhabiri olsanız özel hastaneden bedava yararlanmak için haber yapmakla, polis muhabiri olsanız işkenceyi gizlemekle suçlanırdınız. Yapmayan yok mu? Belki var.

Ama biz ahlaki bir duruştan söz ediyoruz.

Sabırla pazartesi günü olmasını bekledim. Skor önemli değildi. Zira yazacağım yazı için skora değil, tribüne bakmam gerekiyordu. Yıllardır o tribünde parasını verip maç izleyen ben, o haber nedeniyle 5.5 yaşındaki oğlumu maça götürememiştim.

Eşime onca dil dökmüş, "bu da maçın skorunu etkilemek içindi" demiş ama ikna edememiştim.

İşin kılıbıklık eleştirisi bir yana içimde ukte kalmış, "pazartesi görüşürüz" diyerek virgül koymuştum.

Şimdi devam edebiliriz.

Hürriyet Spor Servisi maça üç gün kala bir haber yaptı.

İnönü Stadı'nda kapalı alt, kapalı üste saldıracaktı.

Belgesi mi vardı?

Evet (!) Telefon SMS'leri varmış. Onlar da iki telefon SMS mesajı çekmişler. İnönü Stadı'nda kaos ve anarşi çığırtkanlığı yapıyorlardı.

Peki gerekçe var mıydı? Gerek yoktu.

Olay çıkacaktı.

Beşiktaş'ın 12. gücü Çarşı'yı, taraftarını, inancını ve desteğini ortadan kaldırmak için en iyi komplo teorisi böyle üretilebilirdi. Tribünün etkinliğini azaltmak, taraftarı stattan uzaklaştırmak için ancak böyle bir dedikodu üretilebilirdi.

Üstelik Çarşı ve diğer tribünler lidersiz kalmıştı. Futbol tarihinde ilk defa Beşiktaşlılara uygulanan bir yasak getirilmişti. Bütün tribün liderlerine bir yıllık yasak gelmişti. Peki bu yasak ne zaman gelmişti?

Hafta başında.

Tribün liderlerine ne zaman tebliğ edildi?

Maça bir saat kala.

Tribünde asayişi gerçekleştirecek olan güvenlik güçleri, tribünün kendine çeki düzen vermesine zaman tanımamıştı.

Hürriyet Spor'un sevdiği sisli/puslu hava hazırdı.
Derbi özel gazetezi bile çıkarmışlar ama birinci sayfada eski bilet diye gösterdikleri "şeyin" üzerinde de manipülasyon yayıp, FB-GS maçına ait antika bileti FB- Beşiktaş biletine dönüştürmüşlerdi. O özel sayının tek defosu bu da değildi.

Bütün karşılaştırmalar FB lehineydi.

Bütün skor tahminleri FB'yi gösteriyordu.

En çok baskı altına alınması gereken kişi tabi ki maçın hakemi Fırat Aydınus'tu.

Artılarını ve eksilerini de Hürriyet Spor sıralamıştı. Hakemin "eksileri" arasında 3. sırada yer verilen "eski Çarşı grubu üyesi olduğu öne sürülüyor" şeklindeydi.

Oysa bu yalan yıllar önce Fenerbahçe'nin taraftar sitesi ANTU'da yer almış, Milliyet Spor'un da bu iddiaya yer vermesi üzerine, gazete ombudsmanına yaptığım şikayet sonucunda Milliyet Spor özür dilemek zorunda kalmıştı.

Şimdi aynı yalana Hürriyet Spor da başvuruyordu.

Maç bitti.

Kapalı alt, üsttekilere saldırmadı. Taraftar tribün liderleri olmamasına karşın akıl, sağduyu ve inançla takımını destekledi.

Bütün senaryolar boşa çıktı.

Hürriyet Spor Com da Fenerbahçe'nin hezimetini şöyle verdi.

"Penaltıyı es geçti. 3. gol ofsayt."

Siz şimdi tarafsızlık masalına benim 5.5 yaşındaki çocuğuma bile inandıramazsınız.

Ben çocuğumu maça götüremedim.

Hürriyet Spor Servisi'nin GS'lilerden sonra şimdi de Beşiktaş taraftarlarıyla bir güven bunalımı yaşadığı aşikar.

Babıali'nin amiral gemisinin spor servisinin saygınlığını yeniden kazanması için öncelikle Fanatik Gazetesi'nin FB sayfası gibi algılanmaktan uzak durması gerekiyor.

Bir meslektaşları olarak önerim.Özür dilemenin bir erdem olduğunu hatırlamaları.

Kapalı alt üste saldırmadı. Bu ayıbı bir özür temizler.

Ama bununla da bitmez. Yukarıda vurgulandığı gibi eğer ki "birileri" kendilerine gazeteci denmesini istiyorsa, önce ahlaklı, sonra da zeki olmayı öğrenmeli.

Yalan haberle, manipülasyonla buraya kadar.

"Saat"inizi yeniden ayarlayın.

Benim tavsiyem değiştirin.

CNN Türk Haber Müdürü Rıdvan Akar...

22 Kasım 2009 Pazar

1-2-3 gol yetmez...

Maçın adamı Fink'tir...

Ferrari, Sivok bildiğimiz gibi...

Ömrümden 10 sene götüren Üzülmez, bugün ömrüme ömür kattı...

Bobo bulsa, bulduğu kadar atacak...

Tello Energizer tavşanı gibiydi...

Ernst ikinci 45'in kilit ismidir...

Toraman ve Ekrem yürektir...

Yusuf beyindir...

Serdar Özkan yumuşak karındır, plastik topa vuramayacak güçtür...

Çok uzun zaman olmuş bu keyfi yaşamayalı... Teşekkürler beyler, teşekkürler hoca...

20 Kasım 2009 Cuma

Haydi hayırlısı...

Bloga koyduğumuz anket sonuçlarına göre %67'lik oranla Beşiktaş'ın maçı kazanacağı tahmin edilmiş... Maça şu an itibariyle 26 saat 12 dakika kalmış durumda...

Ben de Beşiktaş'ın galip geleceğini düşünenlerdenim...

Gerçi dün gece gördüğüm rüyadaki sonuca göre maçı 4-1 kazanıyor Beşiktaş... "Anca rüyanda görürsün" diyen Fenerbahçeli arkadaşlar olabilir... :) Maç 1-1 giderken benim de içinde bulunduğum bir grup taraftar stattan çıkartılıyor. Sonra haber geliyor Beşiktaş maçı 4-1 kazandı diye... Rüya işte... :)

Numaralı Kapalı

Herkes atladı galiba...

Kapalının kimlik değişimi Fenerbahçe maçının bilet fiyatlarıyla deklere edildi..
Bundan sonra numaralı neyse kapalı o...

Statlarda modernleşme ve insanca maç izleme hepimizin ortak dileği,lakin kararın alınış zamanı ve biçimi hayli düşündürücü…

Sanki zam, stat dolmasın diye yapılmış gibi geliyor..
Zihniyet, okulları kapatıp Milli Eğitim Bakanlığı’nı yürütmeye çalışan bürokrat zihniyeti.
Galiba artık “Antep’e başkan ol” demek yerine, Gençlerbirliği’ni teklif etmemiz gerekecek…
Onların sorun yaratacak pek bir taraftar kitleleri yok nihayetinde…

Cumartesi İnönü’de...

Fahiş fiyatlar…
Kapıda kimlik kontrolü adı altında çekilecek eziyet…
Ve onların istediği tezahüratı söylememe durumunda dayak yeme tehlikesi…

Hepsini göz önüne alan Beşiktaşlı’yı, başka ne gibi sürprizlerin beklediğini de tanrı bilir…
Belki yönetim bir broşür hazırlayarak, dayak yemeden söyleyebileceğimiz tezahüratları da belirler…

Hem onlar rahat eder, hem biz...

Bu taraftar deplasmanda böyle eziyet çekmedi…

Biz, Beşiktaş’ın menfaatine olan her şeyin altına koşulsuz imza koyacak kadar samimi Beşiktaşlılarız…

Kendimize kulübün üzerinden menfaat elde etmeyi en ağır küfür olarak görürüz…
Ama bu kararı verenler bizim kadar samimi mi?

Fenerbahçe maçındaki hâsılatın onlarca katı devre arasında Delgado’ya yer açmak için gönderilecek yabancının tazminatına ve yıldız adı altında bir kazıklanmayla elimizden uçup gidecek…

Bunu biliyoruz…

O yüzden Beşiktaş için harcayamıyoruz paramızı…

Kombine alamıyoruz, forma alamıyoruz, çünkü biliyoruz ki paralarımız Del Bosque, Higuain, Diatta, hatta Tigana olacak mevsim sonunda…

Dayanamıyoruz aşkımızdan ve fedakârlık ediyoruz cüzdanımızdan ama artık hepimiz isteksiziz…

Cumartesi bazılarımız yine bir haftalığından fazlasını yatıracak maç biletine…
Ve sonra,
Maça geç girme tehlikesi,
Maç esnasında çıkacak kavgada ezilme tehlikesi,
Ya da suçsuz yere biber gazına maruz kalmak…

Kapalı’nın kademesini bir seviye daha yukarı çekmek isteyenler, muhakkak kendi kalitelerine de seviye atlatmak durumundalar.

Ve buna bizden özür dileyerek ve yaptıkları hatadan ders çıkararak başlamalılar..

Yoksa yine hüsran, yine aynı feveran ve yine yalnız taraftar...

Mehmet Demir'den...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kimliğimiz...

Stada girerken...

-Kimliğiniz?

-Buyrun...


Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
Kimliğimiz budur.

Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler bu ülkenin insanlarıyız, halkız, Beşiktaşlıyız.

Bizleri tanımıyor değilsiniz;

İsçiyiz, issiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtariz, yazariz, çizeriz. Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz... Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz. Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz… Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz. Ezcümle, halkız, Beşiktaşlıyız.

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.

Arabuluculuk görevi!

Son günlerin Beşiktaş haberlerinde hep Ernst ön planda... Hangi sayfayı açsanız, hangi kanala göz atsanız Ernst'in ağzına uzatılmış bir mikrofon...

Cümleler fiks; "Taraftarımız geçen sezonki gibi destek olursa, Fenerbahçe'yi kolay yeneriz..."

Tabi ki bu cümleler Ernst'e söylettiriliyor. Neden başkası değil de Ernst? Çünkü tribün en çok onu seviyor, en çok ona tezahürat yapıyor ve en çok ona saygı duyuyor... Yani protestolardan nasibini almayan ender isimlerden...

Tabi burada kendisine bir görev biçiliyor, tarfatara yüzü tutmayanlar tarafından. "Bu taraftar seni sever, seni dinler. Söyle de sadece destek olsunlar..." diye...

Yanlış hesap Bağdat'tan döner, dönüyor, dönmeye de devam edecek...

Takıma destekle ilgili bir sıkıntısı yok Beşiktaş tribününün... İçerdeki en son maç Wolsburg maçıydı... 80'e kadar yıkıldı tribün takıma verilen destekle... Eee, herşeyin bir sınırı var. Karşılığında hiç bir şey alamıyor taraftar. Ne mücadele, ne pres, ne pas, ne depar, ne gol... Kupkuru bir oyun.

Yani Beşiktaş'ı her şeyin üzerinde tutan, sezon başından beri sadece yönetimi eleştiren, futbolcusuna, hocasına "gık" dahi dememiş taraftarın, bu işin asıl müsebbibi olan futbolcusuna "Formayı çıkarın, çıplak oynayın" deme hakkı yok mu?

Tabi ki var... Futbolcu Beşiktaş formasını giyiyorsa ısıracak, basacak, tekmeye kafa sokacak, rakibine omuz koyacak. Bir futbolcunun hayatta yaptığı başka bir iş var mı? Futbolu ekstra iş olarak mı yapıyor?

Bence beklenti de, yapılan az buçuk protesto da çok değil...

Bir direnmedir, bir restleşmedir aldı başını gidiyor... Önümüzde Fenerbahçe maçı var. Yazdık, uyardık; Giriş çıkışlarda insanlara zulmederek, bilet fiyatlarını uçuk yaparak, 20-30 kişiyi stada sokmayarak protestoları engelleyemezsiniz.

Karşınızdaki topluluk Beşiktaş taraftarı... Baskı her zaman ters teper, tepecektir... Yaptığınız iş, boğaya kırmızı pelerin göstermekten başka bir şey değil...

Krizi yönetmek bu kadar mı zor? Aynı saftaki, aynı renkteki, aynı camiadaki unsurların, Beşiktaş için ortak akılda buluşmaları bu kadar mı zor?

Yine söylüyorum, yapılacak iş basit... Görev Başkan'a düşüyor... Hatta ukalalık edip yapması gereken konuşmayı bile yazıyorum;

"Ben de sizler gibi Beşiktaşlıyım. İyi bir Beşiktaş taraftarıyım. Beşiktaş için iyi şeyler yapmak istedik ama zaman zaman hatalar yaptık. Yöneticilik tecrübe işidir. Yaptığımız hatalar aynı zamanda bizlere tecrübe kazandırmıştır. Beşiktaş'ın iyiliği için hatalarımızı en az seviyeye indirmeye çalışacağız."

Çok kısa ve net... Yoksa restleşerek yangına körükle gidildikçe yanan Beşiktaş olacaktır...

Gruplar, yöneticiler, şahıslar, Beşiktaş isminin yanında hiç bir şey ifade etmezler... Birilerinin stadda olup olmaması ya da birilerinin Beşiktaş yönetiminde olup olmaması Beşiktaş'tan hiç bir şey eksiltmez....

Bugün yeryüzündeki Beşiktaşlılar, hayatta yoklerken Beşiktaş Kulübü vardı... Bugün hayatta olan Beşiktaşlılar hayata veda ettiklerinde de Beşiktaş Kulübü var olacak.

Sözün özü; Aslolan Beşiktaş'tır... O nedenle herkes gelip geçici olduğu düşünüp, Beşiktaş'ta bırakacağı izi ve dünya durdukça varolacak Beşiktaş Kulübü'ne ne verdiğini iyi hesap etmelidir...

17 Kasım 2009 Salı

Birbirimizin ciğerini biliriz...

"35 bin kişiye kimlik kontrolü yapamayacağınıza göre (ki yaparsanız bizi şaşırtmazsınız),...
Bir önceki posttan...

ve kulüpten gelen açıklama...


Derbi Maç Öncesi Önemli Uyarı
17.11.2009 13:04

Cumartesi günü oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe derbi mücadelesinde kimlik kontrolü yapılacaktır.
Karşılaşma öncesinde stadyuma girmek isteyenler güvenlik güçleri ve özel güvenlik elemanları tarafından üst aramalarının yanı sıra kimlik kontrolünden de geçirilecektir.

Güvenlik önlemleri çerçevesinde BJK İnönü Stadı'ndaki karşılaşmayı izlemeye gelecek kişilerin kimliklerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Kimlik belgeleri yanlarında olmayan kişiler stadyuma alınmayacaktır.


Boşuna konuşmuyoruz... "Biz 40 kardeşiz, 40'ımız da birbirimizin ciğerini biliriz" diye...

Efes maçı ve dahice uygulama!

Merhaba,

Hafta sonu BJK-Efes maçına giden her talihsiz seyirci gibi biz de kapı önünde 1 saat bekledik. Konu ile ilgili bilginiz var mı bilmiyorum ama yönetimdeki sivri zekalı insanlar salon kapılarından sadece bir tanesini açtırdılar ve sadece 1 turnikeden içeri alındı bütün seyirci. Nedeni ise daha vahim. Görevli arkadaşlar stada girişi yasaklanan insanları tek tek listeden kontrol ediyorlar. Durum aynen şöyle,

-Kimliğini uzat?
-Ersin Demir? Listeye bakın hemen!
-E harfine bakın, tamam listede yok geçebilirsin

Rezalet büyük, bunu benim gibi takımını desteklemeye gelen bütün insanlar yaşadı. Ben konu ile ilgili ulaşabildiğim her yere mail attım, istedim ki siz de bilin ve bu duruma sessiz kalmayın. 35 kişilik bir sözde kara listedeki insan için çoluk çocuk maça gelmiş binlerce insanı magdur etmeye kimsenin hakkı yok, olmamalı da.

Saygılarımla,
Ersin DEMİR


Ersin Bey bu konuda sonuna kadar haklı. Seyirciyi içeriye tek tek alıp, kimlik kontrolü yapmak da neyin nesi. Kimin dahiyane fikri? Yazsak malumun ilanı olur... Haftasonu İnönü Stadı'nda Fenerbahçe maçı var. Aynı rezalet orada da mı yaşanacak? Orada nasıl bir uygulama olacak acaba? Henüz vakit varken bunun önlemi alınmalıdır. 35 bin kişiye kimlik kontrolü yapamayacağınıza göre (ki yaparsanız bizi şaşırtmazsınız), nasıl bir uygulama olacağına karar verip, ilan etmelisiniz. Yoksa insanlar, güneş yüzü görmemiş fikirlerinize hazırlıksız yakalanıyorlar...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Dallama Reha!

Şu takıma zerre kadar faydan yok. Senden fayda bekleyen de yok, zarar verme, gölge etme kafi... Şu ortamda sana girip çıkan nedir anlamadım? Mikser gibisiniz be kardeşim. Eliniz bir yere değmesin, anında fitne fesat... Atina'da yaşadığın dönemlerde sürekli Türk - Yunan ilişkileri kötü giderdi... Ne zamanki Atina muhabirliğin bitti yurda dödün, Türk - Yunan ilişkileri de düzeldi... Abartmıyorum, abartmıyorum... Cürmün de geniş, cüssen de... Yok bir futbolcu "Mustafa Hoca bize gol çalıştırmıyor" demiş... Aldı eline bu lafı, düştü ortalığa...

Beni benden alan cümleler - 1

"Derbide hangi mevkide görev yapacağını henüz bilmediğini de söyleyen Ekrem Dağ...."

11 Kasım 2009 Çarşamba

Katranı kaynatsan olur mu şeker...?

Babalar ve oğulları... İki oğul da birbirinden güzel! Babaları o kadar güzel ki, oğullarına sirayet etmemesi mümkün değil! Ulan, sizi bize sayıyla mı verdiler...? Bir laf var ya başlıktaki,

"Katranı kaynatsan olur mu şeker, ..............." diye...

Her Fener maçı öncesi sen gelirsin aklıma...

Eyjolfur Gjafar Sverrisson...

Kadıköy'de bir maç... 94/95 sezonu... 4 Aralık 1994... Tayfur Havutçu'nun golüyle 1-0 öne geçiyor Fenerbahçe... Meşaleler yanıyor Fenerbahçe maratonunda... Daha dumanları stadın çatısını terkedip göğe doğru yol almadan Beşiktaş'ın golü geliyor Sverrisson ile... Hazır cevap gollerin unutulmazları arasındadır benim için...

Sinan Va(rdar)ka-i vakvakiye

08.01.2009

Beşiktaş Kulübü`nün eski yöneticilerinden Sinan Vardar, taraftarların Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile oynanan Fortis Türkiye Kupası maçında, “Muhalefet nerede?” diye tezahürat yaptığını belirterek, “Beşiktaş`ta onların aradığı “Delikanlılar` var, bunlardan biri de Beylerbeyili Sinan Vardar” dedi.

“Bir hafta önce ağza alınmayacak hakaretler ediyorsun, sonra düzenlediğin ilkel bir basın toplantısında tek hedef olarak hakemleri gösteriyorsun, 3 gün geçiyor, MHK Başkanı Oğuz Sarvan ile yan yana görüntülenip `hakem hataları normal` diyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Bu başkana Beşiktaşlılar alışamadı, tutarsız, dengesiz davranışları var. Çok yazık, 106 yıllık kulübümüzü etik değerler açısından son derece zedeliyor. Süleyman ağabeyi ve o zamanki yönetim tarzını Beşiktaşlılar çok özlüyor. Taraftarlar, bütün Beşiktaş camiası ve spor kamuoyu bu nedenle birilerine `çıkın artık ortaya` diyorlar.”

“Hala da `2010 yılında adayım` diyor. Hayretler içindeyim. Başkan ile birlikte çalıştığım, yangında yandığım için, kendisini ve ekibini çok iyi tanıdım. Maalesef Beşiktaş çok kötü günlere gidiyor. Bugün bir Fenerbahçe`nin marka değeri 1 milyar doları geçmiş, bizimki ise İMKB`de düşüş rekorları kırıyor. Neresini tutsanız cıvatalar sallanıyor. Kendisinin `Bu işi yapamıyorum` diyerek çekilmesi de erdemdir, ona da o yakışır. Tribünden gelmiş, ailece saygınlığı olan bir kişi, ancak bu saygınlığı da yitiriyor.”


Ve aradan 10 ay geçtikten sonra…

09.11.2009

“Ben dik duran bir insanım!!!”*

“Ben dik duran bir insanım. Ben sinsi sinsi hareketler yapmam. Sayın Demirören Beşiktaş’a çok önemli kaynaklar aktarmıştır. Lig’de iddialı duruma geldik. Bence Yıldırım Demirören’e en az bir dönem daha şans verilmeli diye düşünüyorum. Başkan’a tepki var ama küfrü tasvip edilemez.”

“Demirören gerçeği var. Bu aile 6 senede Beşiktaş’a önemli bir kaynak aktardı. Ben ilk yönetime Yıldırım Demirören’le birlikte girdim. Çizgimde bir değişme yok. Tekrar Yıldırım Demirören’le birlikte olmayı arzu ediyorum. Altyapıda yapacağım çok işler var”

“Sayın Yıldırım Demirören’le aramızdaki bütün sorunları giderdik. Altyapıya çok önem vereceğini söylüyor. Benim için bir problem kalmadı. Ben bu kongrede Yıldırım Demirören’e destek olacağım. Bir tane oyum var onu da kendisine vereceğim. Ben altyapı uzmanıyım.”

“Sayın Murat Aksu’ya başarılar dilerim ama ben bu saatten sonra Yıldırım Demirören’in yanındayım. Başkan’ım da şey yaparsa (Beni yönetime almayı uygun görürse) alt yapı için çalışmak istiyorum.”

*Dik durmak; görüşlerinin, düşüncelerinin arkasında olmak. Tutarlı davranmak…