20 Aralık 2011 Salı

FUTBOL , SANAT ve ÖZGÜVEN*

Efsane Teknik Adam Hamdi Serpil Tüzün Serencebey için yazdı...

Futbol Sanat’tır. Zanaat aşaması geçilmelidir. “Bilgi, oyuncu ve takım üretiminde Dünya Standardı belirlemek istiyoruz.” derken tam da bunu kastediyordum. Öyle oyuncular üretelim istedik ki, oyuncuyu hiç tanımayanlar bile “bu oyuncuya TÜZÜN Özkaynak Düzeni eli değmiş” desinler...

Ne zaman bazı kutsal değerlerime bir laf dokunsa dayanamıyorum! İnsana, insan beynine, düşüncenin sınırlanmasına, futbola, futbolcuya, Türk’e Türkiye’ye, bu toprakların insanlarına, kültürüne, saygıdeğer olan ülkelere... Ve Stratejik Düşünce karşıtı olan her şeye... (1)

***
Ama önce şunu söylemeliyim: “Futbol” ve “Sanat” sözcüklerini yazınızda yan yana okuyabilmek çok güzel...
Futbol Sanat’tır. Zanaat aşaması geçilmelidir. (Futbol’da Özkaynak Düzeni sayfa:66 – H.S.TÜZÜN 2004)
“Bilgi, oyuncu ve takım üretiminde Dünya Standardı belirlemek istiyoruz.” derken tam da bunu kastediyordum.
Öyle oyuncular üretelim istedik ki, oyuncuyu hiç tanımayanlar bile “bu oyuncuya TÜZÜN Özkaynak Düzeni eli değmiş” desinler...
Öyle takımlar yapalım istedik ki, maçı izleyenler bir Fazıl SAY’ı, Mozart’ı dinlerken, bir Genco ERKAL’ı izlerken, Osman Hamdi Bey’in ya da Picasso’nun tablolarına bakarken neyi hissettilerse tekrar onu yaşasınlar...
Ortak Akıl sonucu atılan bir golde insanlar şiir tadı bulsunlar... Akıllı, deneyimli savunma oyuncularının bir beyin cerrahı hassasiyeti ve zamanlamasıyla yaptıkları müdahaleler, izleyenlere usta bir polisiye yazar zekasını anımsatsın...
***
Aslında bu maçı anlamak zor. Sizin de vurguladığınız gibi, M.United izin verdiği için Barça bu kadar iyi göründü. İlk 10 dakika dışında oyunun tamamını domine eder gibiydiler... Erken yenen bir gol, koca M.U.’ı bu kadar kolay bir lokma yapmamalı idi...
Gene aynı yıl Barcelona’da oynanan Şampiyonlar Ligi yarı final maçında, Hiddink’in Chelsea’si, Barça’ya ilk tehlikeli olabilecek şutu 93. dk.da attırdı ise ve arada gol pozisyonları da ürettiyse, bu, iyi bir rakibin nasıl olması gerektiğini gösteriyor... Rakipler sahada farklı forma ve farklı amaçla var... İşleri zorlaştırmak için!.. M.United’ın maçta yapamadığı bu idi...
***
Bu maç ile ilgili, “Futbolun geldiği en yüksek seviye” tespitinize katılmak zor. Umarım bu değerlendirme geleceği kapsamıyordur. Çünkü gidilecek çok yol var...
Barça, Guardiola yönetiminde, disiplin-doğaçlama dengesini iyi kuran bir orkestra gibi... Doğru.
Az hata yapan ve dikkatli savunma anlayışı ile... Amaçsız gibi görünen paslar ile tempoyu düşürmesi ve bu arada rakibin savunma açıklarını kovalaması ile... Atak’ta akıcı, yaratıcı, zaman zaman “içerideki çocuğun” da sahne aldığı gol arayışları ile... Tabii iş bitiren golcüleri ile de...
***
Ancak, izin verildiği için yapılan bu kolay paslar... Çok yanlış “alan daraltma” uygulaması sonucu reaktif bir savunma anlayışı karşısında Barça’nın şovu insanları fazla kandırmasın.
Zaman Barça’nın gerçek gücünü gösterecek. Önümüzdeki 2-3 yıl da bu olumlu durum gelişerek sürer ise bir Sıcak Ev Etkisi’nden söz edilebilir belki... (Tarihin belli dönemlerinde belli kişilerin belli bir yerde yoğunlaşıp, oluşturdukları sinerji ile önemli işler yapmaları... Rönesans İtalya’sı gibi... Silikon Vadisi’nde toplanan Parlak Beyin’ler gibi... N.Orleans’ta jazz gibi...)
Başarı “sürdürülebilir” yapılamazsa, bir başka baharı beklemek gerekebilir...
Zaten Gelecek Bilim (fütüroloji) de “başka baharlar” için var...
***
“O futbolsa, bu ne?”, “Bir Türk Takımı’nı Barcelona ile kıyaslamanın ayıp ve günah olduğu” görüşlerinizi şiddetle reddediyorum. Çok karamsarsınız. Size pek yakıştıramadım doğrusu!.. Bu işler bu kadar ucuz değil... (2)
Uzun yıllar boyu futbolcularımız hep “suçlu değil kurban” idiler...
Verilirse alınır...
Alınmıyorsa verilememiş demektir...
Başınızı dik tutun... Geleceği şekillendirecek olanlar bizleriz... Genç oyuncularımız, genç Genç Takım antrenörlerimiz ve sonrasında üst yaşlarda da sürmesi gereken kaliteli öğretim-eğitim...
Tekrar vurguluyorum, üst yaşlardaki öğretim-eğitim...
***
Futbolda gidilecek daha çok yol var... Çıkış noktamız hep bu idi zaten...
Umarım verecek noktalarda olanlar, uygun ortamları bulur, verirler ve alırlar... Biz de onları alkışlar, haklı çıkmanın keyfini çıkarırız...
Bir ömür pek de boşa geçmemiz deriz...
Uzun yıllar boyu yurtiçi, yurtdışı her platformda sürekli vurguladığım gibi çıkış yolu Stratejik Düşünce’de, Akıllı Oyun’da...
Yani şimdiye kadar hiç söz edilmeyen noktalarda...

Hamdi Serpil TÜZÜN


(1) Konuya hiç şovenist yaklaşmadım. Birileri “siz” “siz” diye üstümüze gelmedikçe, “biz” “biz” derken hep bütün insanları, spocuları, futbolcuları vd. kastediyorduk.
O “seçilmiş” insanlar ki onlar dünyamızın değerleri... Tıpkı ormanları, akarsuları, dağları, madenleri gibi... Nobel’li, Oscar’lı vd. kişileri gibi...
Futbolu hep ülkeler arasında, insanlar arasında bir dostluk köprüsü olarak gördük. Bu oyunu çok seviyorduk ve rakipler olmadan bu oyunu oynamak mümkün değildi... Rakipler ile, meslektaşlarımızla aramızda hep karşılıklı anlayışa ve saygıya dayanan ilişkilerimiz oldu.
Kimseyi hor görmedik, aşağılamadık. Kimsenin de bize böyle davranmasına izin vermedik. Zaten 1970’ten başlayan uluslararası ilişkilerimde bana böyle davranma niyeti olan birine de hiç rastlamadım. Aslında sorun “onlar”da (Ötekiler, Batı, Avrupa vb.) değil... Bizde... Avrupa’yı gözünde çok büyütenlerde... Yok sayılma, aşağılanma ortamı yaratanlarda. Ve bu durumu kabullenenlerde.

(2) Gerçekten basit değil bu işler... Siz, bizim yaşadıklarımızı yaşasaydınız... Olanlara içeriden, yakından şahit olsaydınız, hiç böyle düşünmezdiniz...
Siz salona girdiğinizde, müziğin ve hayatın başladığını yaşadığınızda... Avrupa’nın en iyi takımlarının (Avr. 4.sü, Avr. 3.sü, ve Avr. İkincisi) başta yöneticileri olmak üzere tek sıra halinde masanıza gelip, sizi, yani Avrupa Şampiyonu’nu kutladıklarını gördüğünüzde orada dururdunuz işte....
Hele rakiplerin gözlerindeki o saygının farkına vardığınızda... Maç öncesi günlerde karşınızda tir tir titreyen rakip antrenörleri tanıdığınızda... Maça yenik başlayan rakip oyuncuların korkularını hissettiğinizde... Bunlara benzer pek çok göstergeyi görüp, yaşadığınızda... Yargınız kesinlikle böyle olmazdı...
Bana inanın lütfen!.. Türk Futbol Tarihi’nde, milli takımlarda (Genç-Ümit-A) Avrupa’da en çok final oynamış, en çok şampiyon olmuş bir antrenör olarak bizim de bir bildiğimiz var!..

*İsmet BERKAN’a (RADİKAL Gazetesi) 03.06.09’da yazılan açık mektup. (Bazı ek ve düzeltmeler ile. Orijinal ek dökümanlar konulmamıştır.)

DÜZELTME:
Serencebey No:54 Eylül-Ekim sayısında “Orta pas değildir” başlıklı yazıda sözü edilen Barça-Shaktar (2-3) maçını daha dikkatli izleyince Barça’nın 93.dk.dan önce de şut çektiğini gördüm.


Kanat savunmasında hayati hatalar

Ortaya İzin – 2

Umarım bu konuda yazdığım son Ortaya İzin satırlarıdır bunlar. Ortaya İzin hala Kanat Savunması hatalarının en başında geliyor. İstanbul’daki Hırvatistan maçı... Birinci Gol... Sağ bekimiz çabalıyor... Ama çalımı yiyor... O anda orada topa çok yakın 3 oyuncumuz var. Onlar orada OLUYORLAR... Topa doğru koşar gbi yapıyorlar. Rakip rahatça ŞAK diye ortayı yapıyor. Arkadaşı TAK diye golü çakıyor... İş bitiyor...
Oyuncularımız orada OLUYORLAR. Ama ortayı önlemek için hiçbir şey YAPMIYORLAR... Belki çalım yemekten korkuyorlar. Onlar çalımı yemiyor ama biz golü yiyoruz... Onların yüzünden... Yenen 1.golde, ceza alanımız içindeki oyuncularımızın hatası 1 (bir) ise ORTAYI YAPTIRANLARIN HATASI 10 (on)... Yani diyorum ki, TOPU ISIRACAKSIN, YİYECEKSİN... AMA ORTAYI YAPTIRMAYACAKSIN...
***
Yediğimiz 2. golde de, tek ayak havaya kaldırılarak orta önlenmeye çalışılıyor... Olmuyor... Arka Direk’ten gol oluyor... Savunma oyuncularımız topun yolu üzerinde olsa, belki de orta engellenecek... Gol olmayacak.
***
Bu savunma hataları sadece Türkiye’de yapılmıyor... Avrupa’da da böyle... Dünya’da da böyle... Zaten dünya dediğimiz Avrupa + Arjantin ve Brezilya...
Chelsea, Man. United, Dortmund’da da... Arsenal, Barça, Inter’de de... 10 ortanın 7-8 tanesinde ORTA YAPTIRMAMAK için yeterli gayret gösterilmiyor... Hiçbir takım Gol Öncesi Pozisyon konseptinin farkında değil. Leblebi gibi goller yeniyor... Belki de Yayıncı Kuruluşlar böyle istiyor!..
***
Oysa UEFT (Avrupa Antrenörler Birliği) toplantısında (Kuşadası – Ekim 1993) yaptığım sunumlarda 3. Durum Konsepti yanı sıra, izin verilen ortalar sonucu yenen goller ile ilgili de bilgi vermiştim. Kasetle destekli olarak.
Sunum sonrası, toplantı gereği olarak, farklı diller konuşan her bir grup ile teker teker konuşarak sorularını, iyi anlaşılmayan noktaları, tekrar tekrar açıklamıştım. Bazılarını doğrudan, bazılarına da tercüman yardımıyla... Aradan tam 18 yıl geçmiş. Hala eski tas, eski hamam...
***

Orada Olmak mı, Yapmak mı?
Shakespeare “TO BE OR NOT TO BE” demiş. Yani “Olmak ya da Olmamak”...
Ben de bunu futbola şöyle uyarlıyorum: (orada) OLMAK ya da YAPMAK...
Hangisi önemli?.. Tabii ki YAPMAK... Özkan Hoca’nın (SÜMER) unutulmaz tabiri ile “rekafatçi”, top süren rakibin yanında OLUR ama onu hiç ENGELLEMEZ!
Biz orada OLUYORUZ, bir şeyi YAPMAK için... Sadece ORADA OLMUŞ OLMAK için değil... Buna Stratejik Düşünce diyorlar... Tam 20 yıldır, yerli yabancı, ilgililere anlatmaya çalıştığım gibi...
***
Tabii sadece YAPMAK yetmez... DOĞRUsunu YAPMAK gerek... Tam 35 yıldan beri de çalıştığım oyuncular, daima o ana en uygun kararı vermeye çalıştılar... Bize göre Taktik tanımı budur... Ve bizim için Doğru işi yapmak, işi doğru yapmaktan daha önemli oldu hep.
***
Bazı örnekler...
Savunma oyuncusu Top-Kale arasında OLUR... GOL YEMEMEK için... ŞUTU ATTIRMAMAK için...
Kanattaki savunma oyuncusu kademede OLUR... ORTAYA İZİN VERMEMEK için...
Savunma oyuncusu ters kademede OLUR... RAKİBE GOL FIRSATI VERMEMEK için...
***
Yediğimiz 2. golde ters kademede olan oyuncumuz elinden geleni YAPTI ama rakip kafayı vurdu... Bu kabul edilebilir... İlk golde sağ bekimiz de elinden geleni YAPTI... Ama çalımı yedi... Tamam, anlaşılabilir... Niyet var. Gayret var. Ama olmadı... Olsun... Bugün olmaz ama yarın olur... Ama niyet yoksa... Yani bu işi iyi anlamamışlarsa, bilmiyorlarsa gerisi zordur...
Ve 3.gol... Akıllara durgunluk veren bir Duran Top golü... “Duran Toplar”ı Duran Akıllar’a çevirmenin zamanı çoktan geldi. Bir Duran Top’ta bu kadar fazla sayıda oyuncunun adam markajı yapması “dünyanın sonu” gibi bir şey...
***
Atağa katılan bazı orta alan oyuncuları, top rakibe geçtiğinde GERİ DÖNERLER, ama sırf DÖNMÜŞ OLMAK için...
Görev Değişimi anlayışı içinde, oyundan düşen orta alan oyuncularının görevini üstlenen bazı atak oyuncuları GERİ DÖNERLER... Yanı başlarındaki kan gövdeyi götüren ikili mücadeleleri YAKINDAN SEYRETMEK için...Ve buna benzer bir sürü yanlış... OLMAK ve YAPMAK’ın farkına varılmadığı için... Gerisi hikayedir...

MAÇIN KENDİSİNE GELİNCE...
Rakip baskı ile oynamaya çalışıyordu... Bilic iki forveti ile ileride basmaya çalıştıklarını söylemişti. Tabii bu 2 oyuncu ile olacak iş değil. Aslında, özellikle orta alan oyuncularının topa çok hızlı giderek, oyuncularımızı bozmaları önemli idi. İlk toplara çok hızlı ve sonuna kadar gitmek, pek akıllı bir iş değildir. Kolay çalım yersin. Oyundan düşersin.
Ama, karşıdan değil, değişik açılardan topa sahip oyuncularımıza basan rakipler, oyuncularımızı hepten çaresiz bıraktılar... Baskıya Karşı Oyun Düzeni’nin önemi bir kez daha anlaşıldı. İlk gol belirleyici oldu. “İyi başlangıç” niyetimiz çok çabuk zedelendi.
Yediğimiz ikinci golden sonra oyun bizim için daha riskli hale geldi. Geride büyük boşluklar oluyordu. İyi ki rakip Karşı Atak’ı pek düşünmedi. Çoğu rakip oyuncular topu ayaklarında fazla tutarak, bencil oynayarak pek çok Gol Öncesi Pozisyonu ezdiler. İyi ki Modric’in yerinde Mesut Özil gibi bir oyuncuları yoktu... Yoksa skor çok farklı olabilirdi.

Günün Modası
Antrenör kurslarında, ya da futbolla ilgilenenler arasında son zamanlarda sık sık tekrarlanan bir görüş var... Kanattaki savunma oyuncusunun rakibi çizgiye doğru değil içeriye doğru yönlendirmesi isteniyor. Ama bu hiç de akıllı, mantıklı bir iş değil.
Özellikle UEFA’cılar bunu iyi anlamalılar.
Ne diye topun Az Tehlikeli yerden Çok Tehlikeli noktaya gitmesi için TEHLİKE’nin kendisine yol verelim?..
Sağ kanatta ters ayakla oynayan Robben’e bir yol ver de ne olacağını gör... Tıpkı sol kanattan ataklara başlayan Villa’nın yaratacağı sorunlar gibi... Bir Messi, Mesut, Iniesta tipi oyuncuları içeriye bırak da, ortalık nasıl yangın yerine çevrilebiliyor anla... UEFA’cılar bunları iyi bilecekler... Bilmiyorlarsa öğrenecekler... İlgilenenleri yanlış yönlendirmeyecekler!!!

Rakamlar yine yalan söyledi
Bakın şu yalancılara!.. %67 topa sahibiz... Yani her 3 dakikanın 2 dakikasında TOP BİZDE... Ama goller rakipte... Yıllardır yazıyorum, söylüyorum... Bu, çok yanıltıcı bir kriterdir. Hiç bir anlamı yoktur. İnsanları kandırmaktan başka...
1976’dan beri Karşı Atak’ı çalıştığımız genç oyunculara hep şunu söylerdim: Yarın, maçı izleyenlerden bazıları konuşacak veya yazacak. “Rakip oynadı, Beşiktaş şansa kazandı.” diye... Sakın üzülmeyin... Çünkü rakipler oynar gibi görünürdü... Biz izin verdiğimiz için... Yani hep anlatıyorum ki, TOPA %25 SAHİP OLURSUN... MAÇI 7-0, 8-0 KAZANIRSIN... Karşı Atak’ı iyi çalışmışsan...
Haydarpaşa Lisesi’inde okurken çok iyi bir kimya hocamız vardı... Cemal YEŞİLADA... Bazen sınıfa şöyle söylerdi: “100 kere söyledim, bu da 101 oluyor!..”
Bu saçma sapan istatistikler ile insanları yanıltan UEFA’cıları tekrar tekrar uyarıyorum: TOPA NE KADAR SAHİP OLDUĞUNUN HİÇ ÖNEMİ YOKTUR... ÖNEMLİ OLAN TOPA SAHİP İKEN NE YAPTIĞIN, NE YAPAMADIĞINDIR... TOPA SAHİP DEĞİLKEN NE YAPTIĞIN, NE YAPAMADIĞINDIR...
Şu da iyi anlaşılmalı: TOPA SAHİP OLMA SAYISI (oranı değil) EŞİTTİR. Top ile oynanan oyunlarda (voleybol, basketbol, tenis vd.) bu böyledir. Yani biz 10 kere sahip olmuşsak, rakip de 10 kere sahip olmuştur. Korner, taç, faul gibi kesintiler bu durumu değiştirmez...
Gerisinin fazla anlamı yoktur.

BİR SON DAKİKA EKİ…
“To do is to be”… Friedrich NIETZSCHE
“To be is to do” … Immanuel KANT
“Do be do be do”… Frank SINATRA

KISA KISA
Iyi jenerasyon yoktur… İyi planlama ve iyi teknik adam vardır.

İyi Teknik Adam, iyi tarama… iyi seçme… iyi eğitim… ve iyi öğretim demektir.

Bir Oyuncu Grubunu en kısa zamanda, iyi bir Takıma dönüştürebilmek demektir.

Bu zamana karşı yarıştır. Özellikle Genç Takımlarda. Oyuncu kalitesi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ama zaman zaman, çok çok iyi bir oyuncu (Sergen gibi) fark yaratabilir… Veya bir Okan BURUK – Mustafa KOCABEY bağlantısı takıma büyük bir atak gücü sağlayabilir. Aynı takımda oynuyorlar… Yüzlerce kere göz göze gelmişler… Almışlar, vermişler vb.

Taktik açıdan böyle ikililer bir takım için büyük şanstır. Ama böyle durumlar fazla olmaz.

İşin özü Akıl ve Bilim’dedir. Özgüvendedir… Yoğun çalışmadadır.

“Bu jenerasyon iyi değil” görüşüne katılmak mümkün değildir.

***
Aslında Genç Takım Antrenörlüğü bir meydan okuma işidir. Süreklilik önemli bir sorundur.

Yaşı dolan gider… Her yıl karşında yeni yeni oyuncular görürsün.

Oyuncuları tanımak… Önemli eksiklerini düzeltmek… Birinin beynini ötekine
bağlamak… Oyuncu grubunu bir an önce Takım’a çevirmek… Pek kolay bir iş değildir.

Önce başarıyı yakalayıp, sonra bunu “sürdürülebilir” yapmak daha da zordur.

Serencebey 55 sayıdan...


0 yorum:

Yorum Gönder